İfadesiz, ağır aksak yürüyorsun o yolda. Öyle bir yol ki bu, yürüdükçe bir yere varamıyorsun. Fark ediyorsun, ama kaçamıyorsun da. Kendinden geçiyorsun, milim milim parçalanıyorsun o belirsizlikte, tutunamadığın yerlerden koparıyorlar seni. Sen, senlikten çıkıyorsun, ötekileşip yeni bir ruha beden olmayı bekliyorsun. Olmuyor, olduramıyorsun. Olduramayışların çaresizliğinde tükeniyorsun. Patlamayı bekleyen, pini çekildiğinde yaptığı tek şey kendini imha etmek olan bir bomba gibi ortalıkta geziniyorsun.
Değiştirmek istediğin o kadar çok şey var ki, ama cam bir fanusta tıkalı kalmışsın. Ruhun sıvılaşmış, ifadesizleştiğin yerlerinden kırılmaya başlamışsın. O suyun altında değilde, hissettiklerinin içinde patlamışsın. Dile getirmek istiyorsun “bak ben buyum, ben böyleyim” demek istiyorsun ama bir kelimende bin bıçak kesiyor dilini. Susuyorsun sonra. Kelimeler kalbinde sıkışıyor, hal böyle olunca o minnacık bedene kalbini sığdıramadığın yerlerden kanıyorsun ve bu döngü böyle sürüp gidiyor. Ne yapabilirsin ki?
Kendini o yolun kenarına mı atacaksın, yoksa sığdıramadığın kalbini koparıp bir sandıkta mı saklayacaksın? Söylesene, bunun çaresi ne?