Adı:
Suç ve Ceza
Baskı tarihi:
13 Aralık 2007
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitap Zamanı Yayınları
"Bunun anlamı nedir, kuzum? Sakın kötü bir hastalığın başlangıcı olmasın? Bu korkunç rüya bana bunu düşündürüyor."Bütün bedeni bitkinlik içindeydi. Ruhuna karamsarlık çökmüştü, kafası karmakarışıktı. Dirseklerini dizlerine dayayıp başını ellerinin arasına aldı."Aman Tanrım" diye haykırdı. "Gerçekten de, kadına vurup beynini parçalamak için, elime baltayı alabilir miyim? Ilık, yapışkan kanların üstünde yüzebilir miyim? Kilitleri kırmak paraları çalmak, tir tir titremek... elimde... Baltayla... Her yanım kanlar içinde bir yerlere gizlenmek... Benim yapabileceğim işler mi bunlar? Tanrım olacak şey mî bu? "Yaprak gibi titriyordu. Sonra da derin bir şaşkınlıkla şöyle sürdürdü: "Neler söylüyorum ben? Zaten, bunları yapamayacağımı çok iyi biliyordum. O halde ne diye kendimi böyle üzüp duruyorum?...
704 syf.
·5 günde·10/10
Hemen hemen her eseri dünya klasiklerine girmiş Dostoyevskinin Rus Habercisi ismindeki edebiyat dergisinde, bir yıl boyunca yayımlanmış romandır.

Romanda idealist bir hukuk talebesi olan Raskolnikov ağır bir şekilde fakirlik çekmektedir. Meşhur tefeci Alena İvanovna'yı öldürüp parasını ve eşyalarını alıp fakirlere dağıtmayı planlar . Sonra bir baltayla kadını öldürür ama hesap dışı gelişen birşey olmuştur. tefeci kadının kardeşi Lizaveta İvanovna da gelmiştir. Delil bırakmamak adına onu da öldürür.

Kitabın devamında ise olaylar üzerine tahliller yapılıyor. Birine iyilik yapmak için kötü biri de olsa başka biri öldürülür mü? Yada bu cinayet kendi fakirliğinden kurtulmak için mi yapıldı yoksa diğer insanları kurtarmak için mi?

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
705 syf.
Suç ve Ceza, ciddi anlamda okuma alışkanlığı kazandığım kitap. Ne zaman okuduğun en iyi kitap ne ya da kitap tavsiyesi istense aklıma ilk gelen kitap. Ayrıca 10 puan verdiğim tek kitap(tı, Kayıp Zamanın İzinde yi okuyana kadar).

Romanın kahramanı Rodion Romanovich Raskolnikov 'un psikolojik buhranlarına, topluma bir türlü uyum sağlamak istemeyişine, sivri diline ve parlak zekasına tanık oluyorsunuz. Dostoyevski, kahramanımızın hayata bakış açısını, teorilerini, toplumsal ahlakı sorgulanmasını, ailesini ve aile ilişkilerini, dostlarını, düşmanlarını, tüm bunlarla olan ilişkilerini inceliyor ve muhteşem betimlemelerle sizlere de yaşatıyor. Dostoyevski öyle bir karakter yaratmış ki adamın katil olmasına rağmen sempati duymayan yoktur sanırım Raskolnikov' a. Suç olgusuna farklı bir perspektiften bakabilmeyi mümkün kılıyor bu da. Hikayedeki anlatım o kadar ayrıntılı ve gerçekçi ki sanki Dostoyevski kendisi yaşayıp da yazmış. Hatta bununla ilgili bir de doğruluğundan emin olamadığımız mevzu var. Kitap yayınladıktan sonra savcı, Dostoyevski hakkında dava açmış. Gerekçesi ise: " Bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır. " olmuştur. Kitap okuyorum, diyen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir klasik.

Albert Camus gibi büyük bir yazarın da takdirini almış ve ;" Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra, ilk kez yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme ihtimalimi ölçüp tarttım " dedirtmiş bir şaheser.
  • 1984
    8.9/10 (19,8bin Oy)21bin beğeni66,1bin okunma17,3bin alıntı265,2bin gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (18,1bin Oy)18,3bin beğeni70,1bin okunma5,5bin alıntı272,4bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (25,3bin Oy)24,6bin beğeni103bin okunma5,6bin alıntı2,3milyon gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (25,4bin Oy)27,1bin beğeni95,8bin okunma16,2bin alıntı313,1bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (26,8bin Oy)30,6bin beğeni99,3bin okunma14,7bin alıntı485,2bin gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (13,4bin Oy)14,6bin beğeni51,5bin okunma3.218 alıntı217,9bin gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (26,4bin Oy)27,6bin beğeni95,2bin okunma6,3bin alıntı2,5milyon gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (28,7bin Oy)33,2bin beğeni111,8bin okunma21,8bin alıntı1,9milyon gösterim
  • Satranç
    8.6/10 (29,9bin Oy)30,2bin beğeni108,7bin okunma11,8bin alıntı631,6bin gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (18,7bin Oy)19,9bin beğeni76,6bin okunma13bin alıntı402,4bin gösterim
687 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Bu incelemeyi ya hiç okumayın ya da başlamışken sonuna kadar tam olarak okuyun. Aynı Suç ve Ceza kitabının başrolü Raskolnikov gibi ya bir hiç olun ya da Raskolnikov'un emeli gibi Napolyon'a ulaşma ve kendini gerçekleştirme arzuları içerisinde kendinizi tamamlayın.

Dostoyevski'ye ait bu kitaptan önce okuduğum 8 kitabında da kendi filminin fragmanının ve galasının yapıldığını söylemiştim. Şimdi ise filmin başladığını ve Suç ve Ceza kitabıyla beraber edebi doyum anlamında ve sorgulama konularında tam bir uçuşa geçtiğini söylemek istiyorum! Ve size bir şey söyleyeyim mi, bu uçuşa hepimiz davetliyiz. Hepimiz onun yazdığı bu yazıları yaklaşık 150 yıl sonra okuyabiliyorsak Rus Edebiyatı uçağının kokpitinden bize seslenen bir Dostoyevski var ve bizi kendi edebiyatına şahit olmak için seyahatler yapmaya çağırıyor. Bu seferki seferinin adı ise Suç ve Ceza, ayrıca sadece gidiş bileti olarak alınmış.

Önceki seferlerinde Öteki kitabında Bay Golyadkin karakteriyle kişilik bölünmesini ve psikolojide Doppelganger ile adı geçen olayı tanıtan, Ölüler Evinden Anılar kitabıyla sırta inen kırbaçları, acıları, ruhsal paradoksları Suç ve Ceza kitabında tam anlamıyla en üst seviyelere çıkaran bu adamın Raskolnikov ülkesine gitme arzusuna davetliyiz hepimiz!

Raskolnik kelimesinin anlamı : 17. yüzyılda din kitaplarında yapılan düzeltmeleri kabul etmeyenler.
Suç kelimesinin anlamı : Yasalara aykırı davranış.
Ceza kelimesinin anlamı : Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.

Yukarıda yazdığım 3 kavram arasında sıkışıp kalan, ruhun balta girmemiş ormanlarına balta ile dalan, devlet dairelerini, sistemleri, insanları, siyasi düzeni, inançları, sorgulamayışları, hatta kendini bile balta ile doğramaya ant içmiş bir adam var karşınızda! Raskolnikov. Kişilik bölünmelerinden dolayı sonsuz bir mayoz döngüsüne girmiş olan bu adamın içinde neler neler olmuyor ki... Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinde sistemler ve düzenler baltalanıyor, sorgulamalar arasında ruhsal düzeni sağlamak için ellerinde balta taşıyan askerler gelip geçiyor, inançlar ve kalıpsal düşünceler baltalanıyor, devlet daireleri ve siyasi paradigmalar bir daha gelmelerini istememek amacıyla baltalanıyor ve özellikle de insanın kendisi baltalanmak isteniyor.

Peki, ya bu baltalama olayı sonucunda aslında bütün acılar, kederler, sistemler, inançlar, diğer bütün sorgulamalar ağaçların kesilip de sonra tekrar ve daha gür çıkması gibi yerlerinden daha gür ve etkili olarak çıkıyorlarsa? Mesela öldürmesine öldürebilirsin istediğini, peki ya bu ölüler önceki durumlarında verdiği sıkıntı ve acıdan daha çok acı verirse sana aynı ağaçların kesildikten sonra daha gür çıkması gibi Raskolnikovcuğum?

Peki, ya cinayet aleti olarak kullanılabilecek bu kadar ilkel bir aletten bir tümevarımla yola çıkılarak bütün insanlar ve bütün sistemler baltalanmak isteniyorsa? Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinin her biri ama istisnasız olarak her birinin aklından atamadığı tek bir şey vardı, o da Napolyon olabilme ve kendini gerçekleştirebilme arzusu. Katil olmaktan çok kendini baltaya ve bu sebeple de onla gelebilecek zirveye adamışlık. Freud daha elinde lolipopla 10 yaşında dolanırken Dostoyevski Suç ve Ceza kitabında onun ileride belirteceği id kavramıyla bu kitaptaki öldürme ve hırsızlık arzusunu, ego kavramıyla bu olayın sorgulamasını, süper ego kavramıyla ise de Raskolnikov'un kıvranmaları ve bir türlü Napolyon olamayışlarını anlatmak istemişti. Bu nedenle Balta Tanrısına tapan sayısızca Raskolnikov vardı içinde bölünmüş olan.

En keskin sorgulamaları, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine en üst sıradan girmeyi arzulamaları, kendisini cinayet gibi bir kaç(amay)ış ile gerçekleştirmeyi istemeleri ile Raskolnikov yatağında tam bir girdap içerisinde kalmıştı. Etrafında baltalar ve Svidrigaylov, Porfiriy, Zametov karakterleri gibi ruh ezici insanlar vardı.

Nasıl ki Kafka Dönüşüm kitabında bir böceğe, GLaDOS Portal 2 oyununda bir patatese, Tacettin Sihirli Annem'de bir köpeğe dönüşmüş ise Raskolnikov'un kendisini bir bit olarak hissetmesine şaşırmamalıydı. Çünkü o pislik bir bitin ta kendisiydi. İnsan sevgisini kendi pençesinden kurtaramadığı, Napolyon hayallerinin bir türlü gerçekleşemediği bir bitti.

Hakan Günday Kinyas ve Kayra'da, bir fahişe ile bir rahibenin mezarlıkta yanyana olabilmelerini hayatın en gerçek anı olarak görürdü. Bu kitapta da Raskolnikov ve Sonya'nın ilişkilerini ben de aynen buna benzetiyorum. Bir katil ve bir fahişenin ilişkisinden doğan aklanamama sürecini.

Mesleği bir bakıma toplum mühendisi olan Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabıyla birlikte bize çok ama çok önemli bir fener tutuyor. Peki, biz hayatta ne kadar Napolyon olmayı istiyoruz? Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde nerede yer almak istiyoruz? Cinayet Napolyonu gibi sevgimizin Napolyonu ya da şehvetin Napolyonu mu olmak istiyoruz? Belki de iş hayatımızın ve kariyerimizin Napolyonları? Eminim ki herkes bu kitabı okuduktan sonra kafasında hayali bir spot ışığı belirecek ve sonu gelmeyen sorgulamaların içine düşecektir.

Bu kitabı seven bir zamanlar 100den fazla ülkede yasaklanmış olan High Tension filmine bayılır. Bir film bir kitaba bu kadar benzeyebilirdi...

Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar ve acılar dilerim.
705 syf.
·Beğendi·10/10
Sabahın bu saatinde huzursuz eden, uykuları kaçıran, bulanıklaşıp berraklaşan şeyin Suç ve Ceza'nın kendisi olduğunu iyiden iyiye hissettiğimde geriye onu nasıl tarif edeceğime dair hararetli muammalar kalmıştı. Herhangi bir kitabın incelemesini kolaylıkla yapabilirdim, fakat bu kitap için şu andan itibaren neler yazmam gerektiği üzerinde bir karara vardığım söylenemez. Yine de günlerdir yazmak, hiç olmazsa kendime itiraf edeceğim kadar inceleme yapmaya da aynı şekilde ihtiyacım var.

İncelemeleri taradım, kitapla ilgili yazılmış akademik metinlerin birkaç tanesini sabırla okudum, ilgili konuyu kendisine dert edinmiş kaynakları da aynı şekilde incelemeye koyuldum. Bilhassa yazarın şahsiyeti üzerinde bizzat kendisinin yazdığı metinleri de okudum, fakat nafile. Lise döneminde okuduğum, cılız bir idrak ile muhtevası üzerinde düşünmediğim için birkaç zaman önce yeniden didik didik edip okuduğum bu romanın neticesi hep aynı oldu: Dostoyevski, bütün yaşamını derin sara nöbetlerine, onları da döneminin toplumuna sarıp sarmalayarak Raskolnikov'un baltasının ucuna emanet ederek Suç ve Ceza'nın içerisine serpti. Okuyanın zihnine inecek en anlamlı balta darbesi şu 687 sayfalık kusursuza yakın romanın arasında beklemekte. Bilhassa Dostoyevski'nin sosyalist yazarları incelemek adına katıldığı zararsız okuma grubunun bedelini dar ağacına gönderilerek çekmek zorunda kaldığını, yetmezmiş gibi ölümüne birkaç saniye kala Çar I. Nikolay'ın "şaka" yaptı ortaya çıkınca kürek cezasına çarptırılarak Sibirya'ya gönderildiğini öğrendiğimde öfkem daha da katmerlendi. Ancak öğrendiğimde öfkemi perçinleyen bu olay, Dostoyevski'yi beklendiği gibi radikal bir anarşist yapmaktansa sadece şiddetli sara nöbetlerine mahkum etti. Kitap boyunca Dostoyevski'yi temsilen Raskolnikov, Raskolnikov'u temsilen ise okurun ta kendisinin aynı hummalı nöbetleri yaşayacağını peşinen söylemeden de geçemeyeceğim. Şu an elimde Dostoyevski'nin inançlarını döktüğü Karamazov Kardeşler'in "Büyük Engizitör" bölümü var ve evet, bu incelemeden hemen sonra Karamazov Kardeşler'i yeniden, ağır ağır okuyacağım.

Mukaddimesi bu kadar uzayan -ve hâlâ içimde demediklerimin olduğu- romanın konusu, temelde bütün XIX. yüzyıl edebiyatının sancısı olan Fransız burjuva devriminin ardından oluşan yeni toplumsal yapının vaadettiği mutlakiyetçiliğin yıkılacağı yönündeki beklentilerin giderek bireyin bireye karşı savaşın ta kendisidir. Suç ve Ceza, varoluşçuluğun iliklerine kadar uzandığı bu romanında bireyci burjuva ve ahlâkın -fakat kişisel serbestisi için ahlâkın- organik bileşimini yaparken yalnız değildi. Onu, benzer çelişkiler konusunda muzdarip olan Balzac, Stendhal, Dickens, Thackeray, Flaubert gibi isimler de destekliyordu. Bunlardan farklı olarak Dostoyevski, yoksulluğun ve öteki olmanın kaçınılmaz bir yazgı olduğunu ve bu yazgının her toplumda kaçınılmaz olduğunu bağıra bağıra söylemekten geri kalmamış, bu gerçeği dinsel mitler ile kapatıp meşru göstermeye yeltenen dönemin dinsel aktörlerine de aynı şiddetle karşı çıkmıştır.

Romanın kahramanı, hepimizin yüreğinde bir katilden ziyade tuhaf şekilde kahraman olan Raskolnikov, roman boyunca bizlere işlediği suçun psikolojik yönüyle onun dayanılmaz ahlâki boyutunu anlatmaya çalışır. Diğer yandan geliştirdiği düşünce sisteminin doğruluğunu kanıtlamak istercesine bütün toplumu bir deneye tabi tutar: bunca yoksul ve yoksulluk içerisinde ölümü mutlak insan içerisinde ben bir bit miyim, insan mı? Bu soru, temelde yine Raskolnikov'un geliştirdiği düşünce sistemindeki "süper insan" veya "sıradan insan" ayrımında hangi tarafa ait olduğunun muhakemesidir. Tasarladığı cinayeti işleyerek bütün topluma yalnızca süper insanların idealleri uğruna toplumsal bütün kuralları işleme yetkisi olmadığını, sıradan insanların da kuralları çiğneme ruhsatının bulunduğunu ispat edecekti. Böylece kendisinin de sıradan olmadığını, tıpkı Napolyon gibi süper insan olup gerektiğinde kuraları çiğneme yoluyla toplumu değştirebildiğini kanıtlamaya çalışmıştır. Tam bu noktada romanın kıvrak zekası bizlere Freud'un id, ego ve süper ego kavramlarını da aynı kıvrak üslupla sunar: Roskolnikov’ un idi, ona tefeci kadını öldürmesini ve parasını çalmasını emreder. Bu eylemin muhakemesi ego sürecinde olur ve süper egosu Roskolnikov’u suçluluk duyguları içerisinde kıvrandırır.
İlginçtir, kusursuzdur ve kıymetlidir ki Dostoyevski'nin Raskolnikov'u bunca zeki tasarının sonucunda süper insanların diledikleri zaman kuralları çiğneyenler değil, tıpkı romanın geçtiği Petersburg'un olabildiğince yoksul fakat bütün yoksunluklarına rağmen ahlâki zarureti sımsıkı kavrayıp yaşamayı becermenin yanında zulmün türlüsüne karşı şedit nefreti taşıyan insanlar olduklarını ilan eder. Bu kabul, romanda Raskolnikov'un bütün roman boyunca uğruna savaş verdiği Sonya ile resmedilir. Aynı şekilde bütün yoksul fakat ahlâklılara karşı diğer varsıl fakat ahlâk yoksunu güruhu bir araya getiren de Dostoyevski'nin ısrarla vurguladığı dönemin sınıfsal farklılıklarıdır. Kendisini halksal öze o kadar ait hissetmiştir ki, Dostoyevski'nin şahsiyetini temsil eden Raskolnikov, gerçek yaşamda da Dostoyevski'nin oturduğu evin yalnızca birkaç ev ötesinde resmedilip sunulmuştur. Romanın yoksulluğu da, semtin kiri, sarhoşları, hayat kadınları ve sömüren tayfası da bizzat Dostoyevski'nin çıplak gözle izlediği ve yaşadığı hayatın ta kendisidir ve bu hayat, olağanca kuralsızlık içerisinde kendisini ahlâki yükseliş sayar. Haksız da değildir, zira Raskolnikov'un tasarladığı düşünce sistemi içerisindeki totaliter kahraman modelleri o ana değin toplumun tamamının affettiği olağanüstülükler ile var olagelmiş fakat o andan itibaren üniversite öğrencisi kıvrak bir dehanın muhakemesi ve pratiğinden itibaren tam tersi bir forma ulaşmıştır.

Tarihten bu yana zihnimizde yer edinen bütün büyük kahramanlara toplumun kendisi tarafından atfedilen "insani olmayan" vasıflar, temelde bizim totaliter yönümüzü oluştururken kahramanlara da kendilerini süper insan, dolayısıyla kurallar ve yaşamlar üzerinde diledikleri hamleleri yapabilme ruhsatı vermiştir. Bu tarz bir yaklaşım, onların yemeyen, içmeyen, uyuklamayan, sarhoş olmayıp yalnızca ama yalnızca olağanın üzerinde durumlar gösterdiğine olan inancı oluşturur. Bu inanç, "oluşturulan" yeni kahraman modelinin horlamasını, ailesiyle atışmalarını, nefesinin kokmasını vs gibi unsurların hemen hiç yokmuş gibi ve eskaza olması durumunda bir çeşit "skandal" sayılmasına cevaz veren çarpık savunmayı getirir. Raskolnikov, Napolyon'u ve diğer tarihsel kahramanları ele alırken hem döneminin hem de çağların toplumlarına karşı da aynı deneysel cinayeti delil göstermeye çalışır.
Hâlâ elimde Suç ve Ceza romanını evirip çevirip neler söylemem gerektiğini, yazmadıklarımın -henüz hiçbir şey yazamadığım gerçeği ortadayken- yazdıklarımın ne kadar tesirli olacağını kestirmeye çalışıyorum. Ve bu incelemeye başladığım andan itibaren roman, bambaşka bir eşya mahiyetine büründü. Sıradan bir roman değil, sıradan bir yazarın romanı hiç değil. Raskolnikov'un cinayetle başlayıp kahraman olarak, fakat bütün dürüstlüğüyle suçunu itiraf edip vicdanen verdiği savaşın kahramanı olarak çıktığı romanın sonunda Dostoyevski bizlere iki önemli gerçeği daha teslim edip hayal ettiği fakat kavuşamadığı dünyayı romanın sonunda oturup izlediği manzarayla anlatırken son hummalı sara nöbetlerine de geçirip buralardan göçmüştür, kim bilir?

İlki, Dostoyevski bizim hem iyi hem kötü olduğumuzu çırılçıplak bir biçimde gösterdi.
İkincisi ise, biz neysek oyuz diyebiliriz, fakat kahramanlar biz neysek o değiller.
705 syf.
Dün gece, ta ki Dostoyevski’yi meze edinceye kadar, her cuma gecesi gibiydi bizim için; sıradan. Dört er kişiydik, son zamanlarda keşfedip artık yeni saplantımız olan bir Azeri restoranında. Şarabımız da yeni takıntımızdı G.Afrika'dan. Yeni bir şeyleri olmalı insanın, yenilemeli hayatını. Yine, ama yeni diyebilmeli şarap da olsa. Gerçi "Buna zenci teri bulaşmış" dedi biri, sanki bilirmiş gibi o terin tadını. Zırvalamanın içki kaynaklısına çok tahammül gösterir Ruslar. Biz de öğrendik. Tahammül gösterdik.

“Bölmek kökünden gelir Raskolnikov ismi, tesadüf de değildir. Zaten Dostoyevski’de tesadüf olmaz” dedi, zenci terine dikkatimizi çeken dostumuz. “Rodion Romanoviç’e bulduğu Raskolnikov soyadıyla, kişilik bölünmesini kasteder” diye masaya bir şey bıraktı. Masamıza düşen meteor değildi elbette, ama inanın daha zayıf değildi bıraktığı etki. Kimi tuvalete gitti, kimi önüne aldığı etle oynamaya başladı. Ben, rest çekilmiş bir poker masasının eli zayıf blöfçüsü tavırlarıyla kıvranmaya başladım. Konuyu ortaya atan, birazdan kahkaha atmaya hazır Erol Taş edasıyla masadaki en lezzetli şeyleri, rakipsiz öğütüyordu.

Tuvaletten dönen “Ruslar, kati surette, kişilik bölünmesi demez kastettiğin hastalığa, çoklu kişilik, der ” dedi. “Kesinlikle tesadüf bu isim. Üstelik raskolnik, bir ruhsal hastalığı değil, dinsel anlamda mezhep yaratan, hizip çıkartan anlamına gelir. Din dışı açıklamalara rastlamadım” dedi “Yandex’ten baktım, hem de Rusça”

Aramızda hiç kimse Raskolnikov soyadı olan hiç kimseyle karşılaşmamıştı o güne kadar. Ortak kararımızla karımı aradım. Varmış, ama çok azmış. Hatta, belki de Dostoyevski’den sonra kullanılmaya başlanmıştır, dedi. Kendisi Rus Dili ve Edebiyatı mezunudur icabında. Ha, asıl önemlisi Rus’tur. Daha baştan bir tur bindirmişti bize. “Biz, çok yaptık bu konuşmaları, bir sonuç da elde edemedik. İlk sizin aklınıza geldiğini sanmayın sakın”

Ben ve konuyu ortaya atan dostum, Dostoyevski’nin bilinçli olarak bu soyadını, hem de bölünmüş kişiliği vurgulamak kastiyle kullandığını savunduk. Muhalefetsiz toplum olmaz tabii. Tesadüf diyenler de iki kişiydi. Sabahın erkeninde aradı “tesadüfçüler”den biri, “Dostoevski 1881’de öldü, di mi?” diye bir soruyla. “E, nolmuş yani?” dedim. “ O zaman” dedi “ bu hastalık tanımlı mıydı?”

Bir şey dememem kibarlığımdan değil, diyecek hiçbir şeyimin olmamasındandı.
Keşke “Dostoyevski, tanımı konmasa da, bu hali kendinde gördü, Raskolnikov soyadını da bundan seçti” deseydim. Pazartesi kesin söylerim.
704 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle, bu kitabı akıllılara ve kendini akıllı sananlara,
Delilere ve kendini deli sananlara,
Dostoyevski sevenlere,
Ruh boşluğunda olanlara, ailesinden dahi kaçmak isteyen ama uzaklaştığı anda onların ismini sayılamaktan, başkalarına onu anmaktan başka bişey yapmayanlara,
Gecenin bilmem kaçı kendini bir sahile atmak isteyen, yanında olmak isteyen dostunu bile yanında olmasını istemeyen/dostu olmayan herkese,
Sevilip sevmediği, kaçmak isteği duyduğu için kendini dünyanın en kötü insanı olduğunu hisseden,
Başkalarının meraklı bakışları altında kalmış, sırf insanların merakını gidermek için konuşmak zorunda kalanlara,
Sebep ne olursa olsun, bir boşluğun girdabına düşmüş olana,
Ve, kimsenin yapamadığı şeyi, sadece yapmak için. Sebepsiz, sırf cesaret edebilmek için yapan herkese öneririm.
He birde, eline geçen parayı, günü dolmadan bitirenlere öneririm :)

Anladım ki sene kaç olursa olsun, dünyanın hangi köşesi olursa olsun, insan kendi günahına gözlerini kapar da , karşısındakinin her günahını çerçeveletip asarmış.
Ve yine anladım ki, kötülük ve günah sadece kötü yolda olmak ve katil olmak diye adlandırılmış. Halbuki ne kalbe bakan olmuş, ne de akıldakini merak eden.. (tabii ki bu iki günahı temize çıkarmak değil niyetim)

Birgün yurdun anahtarları bende, yani ilk benim gitmem gerek. Gelenlere kapıyı ben açıcam yoksa dışarıda kaldılar demektir. Birde kitap fuarı var, ve son gün. Bende bir deli olduğum için, benimle beraber gelen kızı kapıyı açması için oraya bırakmak yerine onu da yanımda sürükleyip gittim (neyseki bir problem olmadı). Gidip kitabı aldım, başladım okuyorum rahat rahat, ama bu sefer de "kitap görmeyi yararsız görüyorum ne gereksiz şey ondan daha önemli şeyler var" diyen bir arkadaş, hocaya derslerin daha çok üzerinde durulması gereken kimsenin kitap okumaya vakti olmamalı vs ile dolduruşa getirmesine denk gelmesin mi? Anannemin vefatı, ruhsal çöküntü bedensel yorgunluk, zaman kısıtlığı ile okumadım. Rafta unutulan bir kitap oldu. Derken aylar sonra, kitapsız kaldığım bir anda karşıma çıktı. (şehir dışına çıkarken yanıma almışımda bahçeki kulübede bırakıp, aldığımı unutmuşum) Bu nasıl bir şey biliyor musunuz, ihtiyacınız olduğu bir anda eski hırka cebinden 100 lira çıkması gibi birşey belki.

Hani Sezai Karakoç demiş ya;
"Petersburg deyince akla Tolstoy ve Dostoyevski gelir. Ve şehir, onlardan uzaklaştığı ve koptuğu ölçüde ruhunu yitirir."

Belki o köprüyü, o neva nehrini, soldan dönülen köşeyi, artık kendi sokağım, kendi kentim kadar biliyorum. Orayı çoğu kez okuduğumdan mı? Hayır. Bu sefer orada olan bendim. Çünkü bu sefer okumadım, karakterin kendisi oldum. O kanalda yürüyen, oradan kendi kendisiyle konuşarak geçen bendim. Yaşadım, hissettim. Belki ilk defa bir karakterin ismini yazmak istedim kendi ismim yerine.

Her kitap farklıdır, her kitap okunmaya değer. Ama ben bu kitabın satırlarının iç dünyasını da, dış dünyasını da unutmayacağım. Bana bıraktığı iç etkiyi de, okurken uykusuz kalan gözlerimi, ama "eğer uyusaydım bu kadar huzurlu olmazdım" diyerek bana güneşim doğuşunu izlettiren, günün ilk havasını hissettiren bu kitabı unutmayacağım.

Abartmak istemiyorum, ama gerçekler tümüyle böyle.

Peki kitaptaki tartışmadan bahsetmek istiyorum, suç var mıdır? Yok mudur?

Peki yeni bir tartışma açmak istiyorum, özel insan var mıdır? Yok mudur. (her ikisi içinde yorumunuzu bekliyorum)

Benim görüşüm, evet vardır. Fakat her insan başaramaz bunu. İnsan, çektiği 'ACI' nisbetince 'GÜÇLÜ' gücünün nisbetince 'ÖZEL' dir.

Ve insan ne kadar korkak olursa, özel olmaktan o kadar uzaktır.

Raskolnikov, sana gelince sende beni gördüm. Ruh halinde, ruh halimi. Ama ben iyiyim, sen ise, hasta.. Ben içimde öldürdüm, sen ise... Peki, gerçekten ne için yaptın? Belki de bir çok sebebi vardı. Ama ben o sebeplerin içinden bu cümleyi çekip çıkarttım;

"Ben yalnızca cesaret göstermek istedim Sonya, hepsi bu! (..) Önüme çıkan engeli alabilir miydim, aşamaz mıydım? Eğilip iktidarı yerden almaya cesaret edebilecek miydim, edemeyecek miydim?"

Ve insan, ölümden korkanken aşk yüzünden kendini öldürebilir, yaşamaktan bıkmışken aşk ile hayata tutunabilirmiş...

Bu kitabı okuyan bir savcının, 'bir katilin iç düşüncelerini bu kadar ayrıntısıyla yazan bir insan, kesinlikle daha önce birini öldürmüştür' diyerek mahkemeye vermesini yazarak, Cemal Süreya'nın bir sözünü bırakıp bitiriyorum.. İyi okumalar dilerim ♡


“1931 yılında doğdum. 1937 yılında annem öldü. 1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugündür huzurum yoktur. Biyografim bu kadar." -Cemal Süreya.
704 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10
Bu incelemede sadece fikirlerimi belirtmek için yazıyorum.

"Ya bu kitabı okumasaydım?"
Aklıma ilk bu soru geldi. Eğer olurda okumasaydım; kendime kitap sever ya da kitap okur demezdim, diyemezdim. Şuanda duygularımı nasıl anlatmalı bilemiyorum. Ama mutluyum ve kendimi bu kitap sayesinde daha iyi tanıdım.

Bu kitabı 6-7 yıl önce okuyacaktım ama bir türlü nasip olmadı çünkü o zamanlar kitap alacak param yoktu, çevremde kitap okuyan kimse de yoktu. Aileme göre ise fuzuli şeylerdi kitaplar, bu yüzden almama izin vermezlerdi. Hatırlıyorum da babama bana kitap almasını söylemiştim ortaokuldayken ama babam üç çocuk kitabı almıştı, ben yinede okudum çünkü kitaplarla yeni tanışmıştım ve elime geçen her kitabı okuyordum, yani yeterki kitap olsun.
Bu kitabı da kuzenim sayesinde duydum, bana kitabı baştan sona anlatmıştı ve bana kitabı okumam için verecekti ama engeller çıktı nasip olmadı. Tabi yıllar önce anlattığı için kitabın sonu hiç aklıma gelmiyordu ama olayları biliyordum. Gel zaman git zaman nihayet okumak nasip oldu.

Bir itirafta bulunmalıyım ki, ben Fyodor Mihayloviç Dostoyevski kitaplarının çok abartıldığını düşünüyordum, popüler yazar imajı var gibiydi. Hatta insanlar yüzünden yazar bana çok itici geliyordu. Hatta öyle ki yazarın kitapları çok geç başladım yani geçen yıl başladım. Bir gün dayanamadım, insanların kitabı abarttığını kendime kanıtlama isteği geldi ve yazarın ilk kitabını (ilk kitabı olduğunu bilmeden okumuştum) okudum. İşte o zaman büyülendim! Gerçekten çok iyidi! İşte o zamandan beri yazarın gerçektende popüler olmasının çok haklı olduğunu gördüm.

Sakın bu kitap çok okunuyor, popüler diye okumamazlık etmeyin ve kendinize bu kötülüğü yapmayın.

Kesinlikle tavsiye ederim çok güzel.
Okuyacaklar için keyifli (olacağı kesin) dilerim. :))
705 syf.
·10/10
Suç ve Ceza Dostoyevski’ nin en güzel eserlerinden biridir. Romandaki ana düşünce, başkalarına yapılan suçun cezası mutlaka çekilir esasına dayanmaktadır.

Rusya’ nın büyük şehirlerinden birindeki yoksul halkın hayatı dile getirilmektedir. Bu romanını paraya duyduğu ihtiyaç nedeniyle yazdı.

Eseri yazmaya başladığı zaman karısı ağır hastaydı.Karısının başucunda beklerken bu şaheserini yarattı. İlk kez, 1886 yılında yayımlandı.

Romanın kahramanı Rodion Raskolnikov’ un Rus Faust’ u olduğunu söyleyenler var .Ortak yönleri ikiisnin de yoksul öğrenci ; gururlu ve ihtiraslı olmalarıdır. Her ikisi de üstün zekalarından ötürü duydukları gururla suç işlerler.Kendilerine bağlı bir kadının aşkı ile doğru yolu bulurlar.

Hatta bununla ilgili bir de rivayet vardır; SUÇ VE CEZA yayınladıktan sonra, Petersburg savcısı yazar hakkında dava açar. Gerekçesi ise şöyledir: " Bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır. "

Fransız yazar ve filozof Albert Camus; " Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra, ilk kez yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme ihtimalimi ölçüp tarttım " der.

SUÇ VE CEZA ; bana göre, insan dehasının yaratığı en yüce yapıtlardan birisidir.
763 syf.
·96 günde·Beğendi·10/10
BEN MELAMET HIRKASINI KENDİM GİYDİM EYNİME
AR NAMUS ŞİŞESİNİ TAŞA ÇALDIM KİME NE ?

Ey insan, bu kitabı okuman için yalvarıyorum sana ! Dostoyevski,Raskolnikov,Osman ve bu kitabı okuyup seven herkes hep birlikte yalvarıyoruz sana !

“Modern hayat ölümü unutturur” demişti Tanpınar. Ey modern insan, bir gün ölümü hatırlarsan etrafına dikkatlice bak ve gördüğün baltalardan bir tanesini eline alıp incele. Üzerindeki, “Can sıkıntınız varsa sadece acil durumlarda kullanınız, sonuçlardan sorumlu değiliz” yazısını da göreceksin böylece.

“Raskolnikov bir Allah ağrısı çekmekteydi” demişti bir zamanlar birisi, bu kitabı anlatırken. Buyrun cenaze namazına,ölüm kaçınılmaz. Tanrısını arayan insanın, belki de yegane anlam arayışına bakın, bakın ve tekrar bakın..

Boşluktayım, ne yapmalıyım, nereye gitmeliyim, büyük insan olmalıyım, çare ne?

Sanayi devriminin hasta çocuğudur Dostoyevski, en çok da ruhu hastadır. Çelişkileri en iyi anlatan adamdır. Zıtlıkların birlikteliğini de elbette, her şeyin iç içe olduğunu, bir yerden sonra artık şaşırmayarak ve özümseyerek aktarmıştır bizlere.

Sanayi devrimiyle paralel olarak,modern olmaya mecbur hissetme sancısı da işte böylece 19. yüzyıl Rusya’sının yakasına yapışmıştır ve bir dizi büyük yazarı besleyip ortaya çıkarmıştır.. Gogol,Tolstoy,Dostoyevski ve diğerlerini..

Sadece “Rus” olmakla yetinemeyen bir kuşak doğmuştur, Avrupalı olma hayaliyle yaşayan. Bir iç çatışma, bir doğu-batı meselesi ortaya çıkmıştır, tıpkı 20. Yüzyıl Türkiye’sinde olduğu gibi.

İnsan, kendisi olamadığında kim olabilir? Mesela sözde bir Napolyon olabilir mi, tıpkı Raskolnikov gibi? Ne gariptir ki Dostoyevski’nin doğum yılı, Napolyon’un ölüm yılına denk düşer, 1821.

Sözün burasında çok sevdiğim bir alıntıyı paylaşmadan edemem, “Kraliçenin Pireleri” isimli kitaptan,

“Napolyon Bonaparte, Paris’te asillerin de katıldığı bir toplantıdadır. İyi giyimli kadınlar ve erkekler, birbirlerini kıskanç ve kimi zaman da aşağılayıcı gözlerle süzmektedirler. Başlar omuz hizasının hep üzerinde karşısındakine adeta yüksek bir basamaktan bakarmışçasına ve kısık gözlerle bakmaktadırlar. Geniş bir salonda, bütün hareketler tek tek gösterilerek, ağır ağır, törensel bir havada gerçekleştirilmektedir.Büyük bir masanın etrafına dizilmiş kadınlar ve erkekler kendilerini tanıtmaya başlamışlardır. Her biri kendini uzun isimlerin ardından tanıtır. Asaletin simgesi olan soy ağacından asil isimlerle başlarlar kendilerini tanıtmaya. “Kont Michel’in oğlu, baron William’ın kardeşi, düşes Catherine’nin kızı.” Gösterişli kadınlar ve erkekler uzun uzun asaletini paylaştıkları yakınlarının isimlerinin ardından kendi isimlerini söylerler.Sıra Napolyon’a geldiğinde, müthiş bir ifade kullanır :
‘Ben Napolyon Bonaparte ve asalet benim adımla başlar! ‘ “

Ve kahramanımız da adeta şöyle der dünyaya meydan okuyarak,

“Ben Rodion Romanovic Raskolnikov ve asalet benim baltamla başlar !”

Adı : Hayalperest
Soyadı: Baltacı
Suçu : İnsan olmak.
Cezası : İnsan kalmak.
Gereği düşünüldü : Yeryüzüne gelmiş en büyük yazar olan Dostoyevski’ye ilham kaynağı olmasına karar verildi. Hafifletici sebep bulunamadı. Müebbet edebiyat..

https://www.youtube.com/watch?v=r-vC7xp3HXE
" Namuslu olmak sizi diğer insanlardan üstün yapmaz, övünme hakkını vermez, zaten herkes yaşadığı sürece namuslu olmak zorundadır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Suç ve Ceza
Baskı tarihi:
13 Aralık 2007
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitap Zamanı Yayınları
"Bunun anlamı nedir, kuzum? Sakın kötü bir hastalığın başlangıcı olmasın? Bu korkunç rüya bana bunu düşündürüyor."Bütün bedeni bitkinlik içindeydi. Ruhuna karamsarlık çökmüştü, kafası karmakarışıktı. Dirseklerini dizlerine dayayıp başını ellerinin arasına aldı."Aman Tanrım" diye haykırdı. "Gerçekten de, kadına vurup beynini parçalamak için, elime baltayı alabilir miyim? Ilık, yapışkan kanların üstünde yüzebilir miyim? Kilitleri kırmak paraları çalmak, tir tir titremek... elimde... Baltayla... Her yanım kanlar içinde bir yerlere gizlenmek... Benim yapabileceğim işler mi bunlar? Tanrım olacak şey mî bu? "Yaprak gibi titriyordu. Sonra da derin bir şaşkınlıkla şöyle sürdürdü: "Neler söylüyorum ben? Zaten, bunları yapamayacağımı çok iyi biliyordum. O halde ne diye kendimi böyle üzüp duruyorum?...

Kitabı okuyanlar 70,8bin okur

  • Şevval kalkan
  • Zehra Betül Yılmaz
  • Fatma
  • Feyza
  • Ceyda özten
  • mete can tarlacı
  • Furkan Eroğlu
  • Halime kartal
  • Ebru Çalışcı
  • Erol Asaf Anıl

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%22.5
14-17 Yaş
%26.7
18-24 Yaş
%13.9
25-34 Yaş
%11.8
35-44 Yaş
%10.2
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.6
Erkek
%43.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.1 (212)
9
%0.5 (91)
8
%0.3 (54)
7
%0.1 (12)
6
%0 (8)
5
%0 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları