Kitap ikiye ayrıldı benim için. Neredeyse ilk yarısı beni çekmedi ve muhtemelen hayattaki tabularımdan dolayı rahatsız etti. Nermin Yıldırım’ ın bu kitapla yapmak istediği tam olarak buydu belki de bilmiyorum, ikinci yarısında bu rahatsızlığı ve belki de kınamayı eleştirel bir tavrı vardı çünkü.
‘Rahatsız oldum’ dediğim kısımda, kocasını aldatan Feribe sevgilisinin terk etmesiyle aşk acısı yaşamaya başlıyor. Daha sonrasında çevresinden MİM diye bir yeri duyuyor ve aşk acısını unutma umuduyla derslere başlıyor. Konusu böyle özetlenebilir. Edebi eleştiriler bana göre değil ben daha çok kendi çıkarımlarım üzerinde duracağım.
Nermin Yıldırım asla asla deme cümlesini bir romana çevirmiş aslında. Ne yapmam dersen onu yaparken bulursun kendini demek istemiş. Aldatıldığı için intihar eden annesinden sonra kocasını aldatan bir karakterle yapmış bunu daha çok. Yazara insanın her şeyi yapabilecek kapasitede olduğu konusunda katılıyorum. Fakat büyük konuşarak şunu da ekliyorum, insan zayıflık göstererek bu kapasiteyi gerçekleştirir ve romanın sonunda olduğu gibi kimlik bunalımıyla sonuçlanır bu eylem. İnsan yapısal olarak sınırları olmayan fakat şartlar bakımından sınırları olmak zorunda olan bir varlık bana göre. ‘Ben’ dediğin şeyler de bu sınırlardır aslında. Neyi yapabilirim, nerde durmalıyım, ne beni aşar gibi soruların cevabıdır yani ben dediğin. Bu sorular üzerinde durulmaz veya göz ardı edilirse gelinen nokta ben kimim sorusu olur ancak. Bana kalırsa hayatta cesaret ettiğimiz daha doğrusu zayıflık gösterdiğimiz, insan olma kapasitesimizi gerçekleştirdiğimiz hiçbir şey bu sorunun cevapsız kalmasına değmez. Elbette kınamamalı, büyük konuşmamalı. Ama ‘dur’ noktalarını da kaçırmamalı insan . Ben kimim dediğinde üç aşağı beş yukarı cevabı olmalı en azından :)
Kitabın ikinci