Biri, Auschwitz’ten Bavyera’daki kampa doğru çıkarıldığınız yolculukta, aracın parmaklı pencerelerinden zirveleri günbatımında parlayan Salzburg Dağları’na bakarken yüzlerimizi görseydi, bunların yaşam umudunu ve özgürlüklerini tamamen kaybetmiş insanların yüzleri olduğuna kesinlikle inanmazdı.
Sevgi fiziksel bir varlık olarak, sevilen kişiden çok daha öteye gidiyordu. En derin anlamı tinsel varlıkta, iç benlikte buluyordu. Onun gerçekten var olup olmadığı, yaşayıp yaşamadığı önemini yitiriyordu.
Hakikat şuydu; sevgi, insanın ulaşabileceği en yüksek ve en büyük hedefti. O anda, insan şiirinin, insan düşünce ve inancının ayırt ettiği en büyük sırra haiz oldum: İnsanın kurtuluşu sevgiyle ve sevgidedir. Elinde hiçbir şeyi kalmamış bir insanın dahi, kısacık bir an için bile olsa, sevdiğine ilişkin düşüncelerden nasıl mutluluk duyabileceğini anladım.