Özlem ruhumuzun doyurulmayacak olan açlık ve susuzluğudur.Çoğu zaman da özlemini çektiğimiz şeye ulaşmış olmaktan daha doyurucudur özlem çekmek.Çünkü özlemenin içinde umut ettiğimiz bütün olasılıklar saklıdır ve her şeyin eksiksiz bir biçimde gerçekleşebilir olmasını hayal edebilmemize olanak sağlar.Oysa özlemini çektiğimiz şeye ulaştığımızda onun sınırlılığını da yeniden keşfeder,bir anlamda hayal kırıklığına uğrarız.
Sürekliliğe duyulan özlem ,seven ve sevilen bir canlının kaybedilemez olmasına duyulan özlemle birlikte dinsel inancın da kökenini oluşturur.Tanrı’nın sonsuz , zamansız ve her an her yerde olan varlığına inanmak insanın sürekliliğe olan ihtiyacını doyurur.
Biz yalnızca geçmişimizin ürünü değiliz.Sosyal psikolog Philip Zimbardo’nun dediği gibi :”Geçmiş herkesin hayatını etkiler,ama her şeyi belirlemez.Aslında hayatımızı en güçlü şekilde belirleyen yaşadığımız olaylar değildir.Yaşantıların kendisinden çok bugün,o yaşantılar karşısındaki tutum ve duruşumuz daha önemlidir.
Belkide çok yakın gelecekte narsizim büyük çoğunluğu ele geçirerek normalize olacak ve alçak gönüllü ,elindekiyle yetinen, fedakar,karşısındakini anlamaya çaba gösteren , düşünceli , duygularını ifade etmekten kaçınmayan ve zayıf yanlarıyla barışık bireyler “düzelebilmek” için psikiyatri muayenehanelerinin kapılarını aşındırmak zorunda kalacaklardır.