Sueda Özgen

Sueda Özgen
@suedazgn
Maddeye bağlı, müşahhas Batı tefekkürü, adına hümanizma denen, ama insanın bedeninden ötesini göremeyen düşünce tarzı, adına psikoloji (ruh ilmi) dendiği hâlde bedenden başka bir şeyle uğraşmayan ve beş duyumuzun idrakine münhasır görüntülerin ötesiyle iştigali "gayr-i ilmî" diye damgalayan disiplin, ayrılık hadisesini doğumla ölüm arasında incelerken büyük İslâm velîsi Mevlâna Celâlettin-i Rûmî ve Yunus Emre, gönül gözü ile aklın sınırlarını aşarak ezelî ayrılığı ve ebedî vuslatı dile getirmeyi başarmışlardır.
Sayfa 108·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Rahmetli Mazhar Osman hocamızın bir diğer şahsa söylediği gibi :"İstediğin her şeyi oldun, daha da yükseleceksin.Sonra bir gün Allah olmak isteyeceksin, döndürüp bana getirecekler."
Sayfa 93·Kitabı okudu
Hani o dostlar, hani o sevgililer, sana hasretlerinin acısını bırakıp gidenler şimdi acaba nerede
Sayfa 79·Kitabı okudu
Tıbbiyenin ilk sınıfında talebe iken bize beyni anlatan hayvanat hocamız, hiçbir organın bizzat kendisine karşı işlemediğine bilhassa işaret ederdi. Meselâ görme organı olan göz kendisini göremiyor, burun kendi kendisini koklayamıyor, kulak, içinde kopan fırtınalara karşı sağır kalıyordu. İşte "beyin" de düşünce organı olduğu onunla düşünüp onunla hissettiğimiz içindir ki beynimizi tam olarak anlamamız muhaldir. Ancak ondan daha üstün bir organa sahip olunabilse idi beyni idrak mümkün olurdu.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Türk düşmanlığı Avrupada zaman zaman bir histeri nöbeti şeklinde nükseder. Çünkü daha dün padişahımıza dehâlet eden kralının, Osmanlı hükümdarı tarafından tayin edilen prensinin, valisinin hatırasını, ensesinde daima hissettiği sillemizin acısını son olarak da Anado- lu'dan fışkıran o mukaddes Millî Mücadelemizin önünde başkumandanını terketip kaçacak delik arayan müstevlî özentisi babalarını, dedelerini unutmamıştır da ondan. Bir türlü anlamak ve anlatmak istemeyiz... Bu insanlara yıkanmasını biz öğrettik, bizden görünceye kadar Paris sokaklarından lâğımlar akarmış. Daha 18'inci asırda bile akıl hastalarını "içinde cinler var" diye meydanlarda diri diri yakan, kâinatta bilmem kaç tane cin olduğunu sayıp buna dair, saçlı sakallı ilim (!) adamlarına kitaplar yazdıran, tıp derslerinde "vücuda dokunan fazla suyun insanı öldüreceğini" bir hikmetmiş gibi okutan Avrupalıya kültürümüz, dilimiz, musikimiz, edebiyatımız, sanatımızla ancak bizim “büyük millet” olduğumuzu söylemekten neden çekiniriz?...
Sayfa 39·Kitabı okudu