Üniversite öğrencisi Lara aniden ortadan kayboldu.Marcus ve Clemente ise kızı bulmak için kendi planlarını çoktan yapmışlardı.Marcus ise bir yanda. yaşadığı travmatik bir kaza sonrası hafızasını kaybetmiş ve anılarını yeniden kazanmak için çabalamaktaydı, yoldaşı Clemente ona hem Lara konusunda hem de anılarını geri kazanması konusunda daima yol gösteriyordu.
Olay yeri fotoğrafçısı olarak görev yapan Sandra Vega, kocası David’in ani ölümünden sonra yas sürecindeydi, sonrasında keşfedeceği üzere kocası, ölmeden önce uğraştığı gizemli iş ile ilgili ona bazı ipuçları bırakmıştı.
Sandra için ipuçlarının peşine düşmek ve kocasının ölümünün ardındaki gizemi çözmekten başka yol görünmüyordu.Bu ipuçlarının ise kendisini Marcus ile karşılaştıracağını ve ikisinin de ortak bir araştırmanın peşinde koşacaklarını tahmin edemezlerdi.
Penitenziere’ler, transformistler, gizemler, cinayetler, yalanlar, buruk sevinçler, büyük sırlar, daha neler neler.Kitabı yıllar önce okumuştum ancak yayınevi bir türlü seriyi basmadığı için unuttum, sonrasında tüm seri çevrilince tekrar en baştan okumaya başladım ve Donato Carrisi’yi ne kadar özlediğimi ve kalemine ne kadar aşık olduğumu bir kere daha hatırladım.Suflör romanıyla beni hayran bırakmıştı, zaten bu seriden sonra direkt ona başlayacağım.
“Sevdiklerini başka birinin kötülüğüne kurban etmiş kaç kişinin böyle bir ayrıcalığın tadını çıkarma şansı vardır?”
Kitabın özeti gibi aslında bu alıntı çünkü kitapta sevdiklerini bir katile kurban vermiş ve yıllar sonra o katillerle hesaplaşma gününün gelmesiyle onlarla sonunda yüzleşip intikamlarını mı alacaklarını yoksa adalete mi teslim edeceklerine karar vermeye çalışan, geride kalan insanların ve yaşanan olaylar silsilesinin içinde buluyoruz kendimizi.Bir yandan da transformist meselesi sebebiyle