"Benimle gel," dedi. "Gel, tanış onlarla."
Kaz başını salladı, kendini hazırlarmış gibi parmaklarını bir kez daha esnetti.
"Dur," dedi Kaz. Sesindeki yanma her zamankinden fazlaydı.
"Kravatım düzgün mü?"
İnej güldü, başındaki kapüşon düştü.
"İşte böyle, hep gül," diye mırıldandı Kaz ama İnej çoktan rıhtıma doğru yola çıkmıştı, ayakları neredeyse yere değmiyordu.
"Anne!" diye seslendi. "Baba!"
İnej onların döndüğünü gördü, annesinin, babasının elini tuttuğunu gördü. Ona doğru koşuyorlardı.
Kalbi, onu denize taşıyan bir nehirdi.
"O iskele de sana ait. Geri döndüğünde, eğer dönmek istersen, hep orada olacak."
İnej konuşamadı. Yüreği bu duyguları taşıyamıyordu, böylesi bir yağmura hazır olmayan kuru bir dere yatağı gibiydi. "Ne diyeceğimi bilemiyorum."
Kaz'ın çıplak eli bastonunun karga başını kavradı. Manzara o kadar tuhaftı ki İnej gözlerini bundan ayırmakta zorlandı. "Geri döneceğini söyle."
"Vedalarla pek arası yok, değil mi?" diye mırıldandı.
"Veda etmez," dedi İnej. Gözlerini kanalın ışıklarından ayırmadı. Bahçede bir yerde bir gece kuşu ötmeye başladı. "Sadece unutur."