Fatıma

Fatıma
@suheyl_13
Seneler geçti, sevgili Manuel Valadares. Bugün kırk sekiz yaşındayım ve bazen kendimı hasrete öyle kaptiriyorum ki hâlâ çocuk olduğumu zannediyorum. Her an ortaya çıkıp bana sinema yıldızı kartları ya da misketler getireceksin sanki. Hayatın şefkatli yanını bana sen öğrettin, sevgili Portuga. Bugün çocuklara misketler ve kartlar dağıtmaya çalışan benim, çünkü şefkat olmayınca hayatın pek değeri kalmıyor. Şefkat göstermek beni bazen mutlu ediyor, bazense yanıltıyor, ki bu ikincisi daha sık oluyor. O günlerde, yani beraber geçirdiğimiz günlerde, henüz hiç duymamıştım,uzun yıllar önce bir Budala Prens'in gözleri yaşlarla bir sunağın önünde diz çöküp ikonlara sorduğu şu soruyu: "KÜÇÜCÜK ÇOCUKLARA HER ŞEYİ NEDEN ANLATMAK GEREK? Hakikaten de sevgili Portuga, Bana her şeyi çok erken anlattılar. Hoşça kal!
Sayfa 183·Kitabı okudu
Reklam
Acı çekmek ne dememiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayakta cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Veda etmek için yanıma geldiğinde boynuna sarıldım. "Merak etme, yavrum. Yarına iyileşirsin..." "Anneciğim..." Sesimi iyice alçaltarak keşke hiç doğmasaymışım. Balonum gibi olsaymışım..." Hüzünle başıma okşadı "İnsanlar doğacakları varsa doğarlar. Sen de dahil. Ama sen bazen azgınlığın dozunu kaçırıyorsun, Zezé..."
"Portuga!" "Hı..." Ben senin yanından bir daha hiç ayrılmak istemiyorum, biliyor musun?" "Niye?" "Çünkü dünyanın en iyi insanı sensin. Senin yanındayken kimse bana zarar vermiyor ve kalbimde mutluluk güneş gibi parlıyor."
"Godofredo bana seninle ilgili çok fena bir şey anlattı, Zezé. Anlattığı doğru mu?" Başımı olumlu anlamda salladım. "Çiçek mi? Doğru , efendim." "Ne yaptın, anlatır mısın?" "Sabahları erkenden kalkıp Serginho'nun evinin bahçesine uğruyor. Bahçe kapısı kilitli değilse çabucak girip bir çiçek çalıyorum. Zaten orada o kadar çok çiçek var ki eksikliği fark edilmiyor." "Olabilir. Ama bu yaptığın doğru değil . Bir daha sakın böyle bir şey yapma. Hırsızlık olmasa da küçük bir 'aşırma' sayılır." "Hiç de değil, Dona Cecilia. Dünya Tanrı'nın değil mi? Dünyadaki her şey Tanrı'nın değil mi? Öyleyse çiçekler dw Tanrı'nın..." Kurduğum mantık karşısında şaşırıp kalmıştı. "Başka türlü çiçek getiremezdim, öğretmenim. Evimizde çiçek bahçesi yok. Çiçek pahalı bir şey... Masanızdaki bardağın sürekli boş kalmasını istemedim." Zorlukla yutkundu. "Arada sırada bana seyyar satıcıdan kremalı çörek almam için para vermiyor musunuz?" "Her gün vermek isterdim. Ama hemen ortadan kayboluyorsun..." "Her gün kabul edemem..." "Neden?" "Sınıfta beslenme saatti için yiyecek getirmeyen başka fakir çocuklarda olduğundan." Çantasından Mendili çıkarıp belli etmeden gözlerini sildi. "Corujinha'yı biliyor musunuz?" "Corujinha kim?" "Hani zenci bir kız, benim boyumda, annesi saçlarını bir sürü küçük topuz yapıp iple bağlar." "Anladım. Dorotilia'yı diyorsun." "İşte o, efendim. Dorotilia benden daha fakir. Öbür kızlar onunla oynamak istemiyorlar, çünkü hem zenci hem aşırı fakir. Bu yüzden hep herkesden ayrı duruyor. Verdiğiniz parayla aldığın çöreği onunla paylaşıyorum." Bu kez Mendili uzun süre burnundan ayırmadı. "Bazen parayi benim yerime ona verebilirsiniz. Annesi çamaşırcılık yapıyor ve on bir çocuğu var. Hepsi küçük. Anneannem Dindinha yardım için onlara her cumartesi biraz kuru fasülye ve pilav veriyor.
Reklam