Bu durumda bildiklerini iddia edenlerin iddialarına nasıl güveneceğiz? Hangi mertebeden, hangi makamdan konuşuyorlar; han
gi mertebeye ve hangi makama konuşuyorlar, bakınız burası da meskük!
Bazı düzeltmeler yapmayı denesek, acaba düşünmenin ışığı naz yapmayı bırakıp önümüze düşüverir mi? Bilmiyoruz. Bilmedi ğimizi de biliyorsak mesele yok, bilmeyi denemeli, bilmeye çalış-
malı, bedeli her neyse, bilmenin bedelini ödemekten gocunmamamız gerektiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Kim özü gereği yaptiklarından peşiman olabilir?
Soru sormakla yalnızlığımıza ihanet etmiş olduk bir kere... Soruyu biz mi çağırdık? Hayır, soru çağırılmaz; çağrının konusu soru değil, cevap... Sorular kendiliğinden geliyor, cevaplar ise biz gelmelerini istediğimiz için ve istediğimiz zaman...
Ertelemeden söyleyelim o halde: Izdırab veren sorudur, cevap değil. Cevaplar yatıştırır, sorular kışkırtır. Yatışan nefisler istirap
duymaz. Bakın şöyle bir etrafınıza, cevap ehli arasında istirap çeken birini görebilecek misiniz? Sanmıyorum . Cevapların çokluğuyla övünenler, hiç kuşkusuz olmasın ki sizleri ıstıraplarınızdan kurtardıkları için de övünmeyi ihmal etmezler.