-Kim için yaşayabilirim, hangi gaye için? Neyi arayacağım? Ne için savaşacağım? Neyin rüyasını göreceğim? Hayatın çiçekleri döküldü, sade dikenleri kaldı.
-İnsan niçin yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor; günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım, sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün gene aynı hayat.
Bir genç kızı daha dün bir çocuk olarak bırakan kuzeni, okulunu bitirip subay olunca ona yine eskisi gibi neşeyle koşar, omzuna vurmak, elinden çekmek, onunla iskemlelerin, kanepelerin üstüne atlamak ister, bir de yüzüne dikkatle bakınca şaşırır; hayretle irkilir: Kendinin çocuk kaldığını, onunsa artık bir kadın olduğunu anlar.
Bir erkeğin gönlünden, hiç farkına varmadan gelip geçen şeyleri bir genç kız inanılmaz bir çabuklukla yakalar; gözleri, onların peşine takılır, geçerken çizdikleri yol, hafızalarında silinmez izler bırakır. Erkeğe gerçeklerin apaçık gösterilmesi gereken yerde, kadına hafif bir rüzgar, işitilmez bir hava ürpermesi yeter.