Bizim için açık ki, duygusal sorunların altından kalkabilen, toparlanma gücü yüksek oğlanların çoğu, ailenin duygusal dokusunun bir parçası olabilmiş babaların çocuklarıdır. Bu babalar, oğullarını önemsiyor ve bunu rahatlatıcı, tutarlı ve kalıcı yollarla gösteriyorlar. Üzücü olansa, ogullarıyla bubşekilde ilişki kuran babaların azınlıkta kalması.
Bir babanın oğluna zalimce davrandığı örneklerde ise sebep, babanın zamanında yaşadığı sosyal zulüm sorunları üzerinde çalışmamış ve bunları kendi içinde çözememiş olmasıdır. (...) Babalar aslında bu zorlu geçiş sürecinde oğullarına destek olacak eşsiz bir konumdadir, ama bu konumun sağladığı avantaja rağmen oğullarına yine de zalimce davranarak ihanette bulunmaları, zulüm kültürünün bir diğer üzücü mirasıdır.
...biliyorum ki geçmişim beni onlara karşı sabırsız yaptı. Bir şeyi aslında daha yumuşak şekilde söyleyebilecekken onları kolayca tersleyebiliyorum. Bunu ne zaman yapsam kendi ebeveynlerimin bana hissettiği kızgınlık sonuna kadar yaşıyormuşum gibi geliyor. Bütün o öfkeli ve düşüncesiz hâlleriyle yanı başımda olduklarını hissedebiliyorum.
Sert disiplin yöntemleri şiddetli deneyimler oldukları için anısal hafızalarda iz bırakırlar. Dolayısıyla bir çocuk yaptığı ya da söylediği bir şey yüzünden mi cezalandırıldığını tam hatırlamayabilir, ama nerede olduğu, ne kadar korkmuş hissettiği ve ebeveynin öfke ve tiksinmeyle çarpılan yüzünün ne hâle geldiği hafızasında daima canlı kalır. Yetişkinin aktarmaya çalıştıgı dersi içselleştirmesi ise çok düsük bir ihtimaldir; hele de bu ders "Başkalarına karşı nazik olmak ve onlara vurmamak önemlidir" gibi genel bir kuralı içeriyorsa...