Fakat ruhunun derinlerinde bir sancı saklıydı: olduğundan farklı olma arzusu. Bu, bir insanın kaderden yiyebileceği en büyük silledir.
Olduğundan farklı olma arzusu: Kalpte yanan hiçbir arzu daha acı verici olamaz. Çünkü insan hayata ancak kendi kendisi ve dünya için taşıdığı anlamla uzlaşarak katlanabilir.
İnsan önemli soruları sonunda daima bütün hayatıyla cevaplar. O esnada ne söylediğinin, hangi sözler ve prensiplerle kendini savunduğunun bir önemi var mı? Sonunda, en sonunda insan dünyanın ona öylesine inatla sordugu soruları hayatının gerçekleriyle cevaplar. Sorular şöyledir: Sen kimsin? Gerçekten ne istiyordun? Gerçekten ne yapabiliyordun? Nerede sadıktın, nerede sadakatsiz? Nerede cesurdun, nerede korkak? 
Her kitapta bir hakikat kırıntısı vardı ve her anı bir kırıntıya, insanın ilişkilerin gerçek doğasını boşuna öğrendiği, bu tür bilgilerin onu daha bilge kılmadığı cevabını veriyordu.
Böyle şeyler insanın aklına sonradan gelir. Uzun yıllar sonra insan birinin öldüğü karanlık bir odadan geçer ve birden, yavaş yavaş kaybolan kelimeleri ve denizin uğultusu duyar. Sanki o birkaç kelime hayatın anlamını ifade etmiştir. Sonrasında ise hep başka şeyler konuşulmuştur.