Modern bilim bize der ki insan bedeni, maddenin en küçük yapı taşı olan atomlardan meydana gelmektedir(yani yıldız tozlarından).
Peki biz bilime deriz ki o küçücük zerreleri yaratan, hayatlarını idame ettiren ve onlara zanaatkar vasfını veren kimdir? Bilim bize der ki benim işim varlığın arkasındaki varlığı bulmak değil varlığın nasıl meydana geldiğini, ne işe yaradığını ve nasıl çalıştığını bulmaktır.
Sorumuza cevap veremeyeceğini veya asıl işlevinin bu olmadığını anladığımız bilim, kendi içinde kümülatif bir yapı oluşturur. Bu yapı içinden konumuza dair bazı destekleyici bilgiler alalım o halde.
1- Atom dediğimiz zerrelerde akıl var mıdır?
Bilim: Yoktur.
2- Bu zerrelerde şuur var mıdır?
Bilim: Yoktur.
3- Bu zerrelerde kudret, irade, müzeyyen vb. sıfatlar var mıdır?
Bilim: Yoktur.
Pekala biz Allah'ın varlığını reddeden maddeci dünyaya deriz.
-Akılsız bir varlıktan akıllı bir varlığın meydana gelmesi mümkün müdür?
El Cevap: Hayır.
-Şuursuz, iradesiz, kuvvetsiz, ilimsiz, müzeyyen ve hiç bir sıfatı olmayan zerrelerin kendi başlarına iş yapması mümkün müdür?
El Cevap: Hayır.
O zaman şu soruyu bütün zerratımız kuvvetince dile getirmeye kendimizi vazifedar hissederiz.
-Madem şuursuz bir varlık kendi kendine iş yapamıyor, akılsız bir varlıktan akıllı bir varlık medyana gelemiyor, ilmi olmayan varlıklar ilimli bir varlık yaratamıyor, öyle ise bu akılsız, şuursuz, ilimsiz hiç bir kuvvet ve kudreti olmayan zerreler nasıl olurda bir araya gelerek böyle mükemmel derecede sanatlı, akıllı, şuur ve kudret sahibi bir insanı meydana getirebiliyor?
-Bir "Göz Profesörü" göz ilmini bitirebilmek için ömrünü veriyor ama göz ilmini bitiremiyor. Göz bozulduğunda yerine taktığı her şey veya malzeme eski kalitesini veremiyor. Velhasıl dememiz o ki bu gözde bir sanat var bir ilim var