Osmanlı idaresi kalkarsa ....
Sonra yabancı bir idare iktisat, ticaret, memleketin bütün kazanç kaynaklarına musallat olur. Türkler ise pşyasa ve pazarlarda yerlerinin rakipleri değildiler.
İşte bşr Fransiz vesikası:".... Murini Patriği de bilir ki eğer Fransizlar gelecek olurlarsa., haksız imtihazları elindem alacaktır. Patriğin arzusu Fransız himayesinde, fakat Osmanlı idaresinde yaşamaktır."
Suriye, de Hristiyanlık, Müslümanlık, Filistinde Araplık, Yahudilik, Hicaz' da şeflik, Vehabilik meseleleri, bizzat Türk-Arap meselesinden daha azılı idi. Nitekim biz çıktık, nifak, bütün Akdeniz, Kızıldeniz ve çöller boyunca yanıp durmaktaydı.
Geç kalmıştık. Artın ne Suriye, ne de Filistin bizim idi. Rumeli'yi kaybetmiştik.
Bir realite hissi ile değil, bir tarih hissi ile kendimizi zorluyorduk. Tamamıyla Batılaşmak ve sonra da Halep'ten Kızıldeniz'e doğru, nüfus, teknik ve sermaye ile taşmak lazımdı. Biz ise Anadolu' yu aşıp Halep kapısını vurduğumuz zaman,bayındırlık ve kalabalık görmeye başlıyorduk. Halep, büyük bir şehir, Şam büyük bir şehir, Beyrut büyük bir şehir, Kudüs büyük bir şehir ve hepsi yabancı idi. Lübnan havası, bize Dobruca havasından yüz kat daha yabancı idi.
Fakat her yerde:
- Bizim diyorduk.
Şam, evimiz kadar bizim. Lübnan bahçemiz kadar bizim. Bu tasarruf ve hüküm hissinin bize DAMARLARIMIZDAKİ KANDAN GELDİĞİNE ŞÜPHE YOKTU.
Suriye, Filistin ve Hicaz'da:
-Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defa cevabı;
-Estağfurullah! İdi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.
Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi.