Zaten, nesin ki sen? Yeter, duyuyor musun, aptalın tekisin sen kocakarı! Ağlama! Anam, git yat, dinle beni! Ben öldüm zaten; artık bir şey lazım değil; cidden! İyisi mi yatmak. .. Ben, yani, dinle bak, bir şey dediğim yok; koca karı, sen, kodamansın, kodamanın tekisin, anlarsın; o öldü artık; ama nasıl olur, yani o, yazık, olamaz ama yani öyleyse eğer, ölmediysem - Duyuyor musun, kalkacağım, o zaman ne olacak, ha?
Tersine, mezarda bile boş işlerle vakit kaybetmek istemeyen deneyimli, pişkin bir kapitalist gibi, birtakım spekülasyon hesaplarına girmeye tümüyle hazır görünüyordu.
Yırtık paravanlar bırakıldıkları yerde duruyordu ve Semyon İvanoviç'in inzivasını sergileyerek, sanki ölümün bütün sırlarımızın, entrikalarımızın, tereddütlerimizin üzerinden örtüyü kaldırmasının amblemi oluyordu.
Tanrım! Orada neler, neler yoktu ki: gıcır banknotlar, sapasağlam, taze beşlikler, 50 kapik lik güzel paralar, yirmi beşlikler, yirmilikler, hatta az kullanılan, tedavülden kalkmış beşlikler ve gümüş bozukluklar ... Hepsi de özel paketlerinde, en titiz ve sağlam bir şekilde sarılmış olarak.
Ama olay öyle bir hal almıştı ki o anda müdürün kendisi daireye gelse ve Semyon İvanoviç'in heyecanını şahsen serbestfikircilik, asilik ve sarhoşluk olarak ilan etse, hatta o anda diğer kapıdan da bir dilenci Semyon İvanoviç'in görümcesiyim diye içeri girse, hatta Semyon İvanoviç bir anda 200 rublelik ödül alsa, dahası, hatta evde yangın çıksa ve Semyon İvanoviç'in kafası yanmaya başlasa bile, herhalde bu tür haberler karşısında kılını bile kıpırdatmazdı o.