Nesiniz siz?
Koyunsunuz! Ne ip dizginler sizi, ne ahır. Nesiniz siz, yeryüzünde bir siz mi varsınız? Dünya sizin için mi yapılmış? Napoleon'un teki misiniz siz? Nesiniz? Kimsiniz? Napoleon'sunuz, ha? Napoleon mu, değil mi?! Söy leyin bayım, Napoleon musunuz değil misiniz?
Semyon İvanoviç bütün bunları yine görüyor ve o zaman hissettiklerini hissediyordu; feveran ve sayıklamaların girdabında önünden değişik, tuhaf suratlar gelip geçmeye başlamıştı. İçlerinden hiçbirini hatırlamıyordu.
Tümden geçimsiz, suskun ve boş laflara katlanamayan bir adamdı. Öğüt verenleri hiç sevmezdi, vıdı vıdıcılara da acımazdı ve her zaman alaycı, öğütçü ya da vıdı vıdıcının hemen oracıkta yüzüne konuşur; onu azarlar ve işini bitirirdi.
Orası bozkır, bir tanem, orası bozkır, çırılçıplak bozkır; işte tıpkı benim çıplak avucum gibi! Orada duygusuz kocakarıyla okumamış adam, sarhoş sarhoş gezer. Orada artık ağaçların yaprakları dökülmüştür, yağmur vardır, soğuktur;
ama siz oraya gidiyorsunuz!