S

S
@sunbleachedflies
she/her||20 ⋆。𖦹°⭒˚。⋆
58 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Demek ki yazılacak kitap, bir mücadele aracı rolü üstlenecekti. Bu gayeden hiç vazgeçmedi ama şimdi her şeyden çok istediği, artık bir daha göremeyeceğimiz yüzlere vuran ışığı yakalamak, yok olmuş yiyeceklerle dolu sofralara vuran, çocukluğunun pazar anlatılarında orada olan, yaşanmış şeylerin üzerine her daim vurmaya devam eden o ışığı, kadim ışığı yakalamak. Kurtarmak... Artık asla olmayacağımız zamandan bir şey kurtarmak.
Anaokulundan itibaren bir arada olan kızlarla oğlanlar, bizim gözümüzde bir tür masumiyet ve eşitlik içinde sakin sakin büyüyorlardı. Kızlar da oğlanlar da aynı hoyrat ve kaba dili konuşuyor, birbirlerine piç kurusu diyor, siktir çekiyordu. Onların yaşındayken bize işkence eden şeylere bakınca, cinsellik, öğretmenler, anne babalarla ilişkilerde onları “dobra”, “doğal” buluyorduk. Geri kafalı görülmekten ve onları sinir etmekten çekinerek, üzerlerine varmadan sorular soruyorduk. Annelerimizden devraldığımız mirasla gözümüzü usulca üzerlerinden, davranışlarından ve suskunluklarından ayırmadan, vaktiyle bizim de sahip olmayı çok arzulayacağımız bir özgürlük tanıyorduk onlara. Özerkliklerini, bağımsızlıklarını şaşkınlık ve memnuniyetle seyrediyorduk: Kuşakların tarihinde bir şey kazanılmıştı sanki.
Televizyon ekranında Mitterrand’ın çiçekbozuğu, tuhaf yüzünü gördüğümüzde bile hâlâ inanamıyorduk. Sonra farkına varıyorduk ki bütün yetişkinliğimiz, bizimle hiç alakası olmayan hükümetlerin yönetiminde geçmişti. Bir mayıs ayı hariç, siyasette yüzümüzü güldüren tek bir şey görmediğimiz, yokuş aşağı umutsuz bir kayışı andıran tam yirmi üç yıl. Gençliğimizden bir şey çalınmışçasına hınç duyuyorduk. Geçen bütün bu zamanın sonunda, önceki mayısın başarısızlığını silmek üzere, yine bir mayıs günü, sisli bir pazar akşamında, gençler, kadınlar, işçiler, öğretmenler, sanatçılar, geyler, hemşireler, postacılar, büyük bir kalabalık halinde Ta rih’e geri dönüyor ve yeniden Tarih yazmak istiyorduk.
Utanç tehdidi kızların yakasını bırakmıyordu. Giyim ve makyaj tarzları hep bir şekilde fazla bulunuyordu: fazla kısa, fazla uzun, fazla açık, fazla dar, fazla göz alıcı... Ayakkabılarının topuk yüksekliği, kimlerle görüştükleri, nereye gittikleri, eve kaçta döndükleri, aydan aya apış araları, her şeyleri toplumun tamamının didikleme konusuydu. Toplum, aile ocağından uzaklaşmak zorunda kalanlaraysa erkeklere ayrılan yurtların dışında, Kız Konukevleri sunuyordu, onları erkeklerden ve kötü yola düşmekten korumak için. Hiçbir şey, ne zekâ ne eğitim ne güzellik, hiçbir şey bir kızın cinsel itibarı, yani evlilik piyasasındaki değeri kadar önem taşımıyordu, bunun da bekçisi, bayrağı kendi annelerinden devralan annelerdi: “Evlenmeden önce biriyle yatarsan, kimse seni istemez,” denir; bu sözle kastedilen piyasanın erkek tarafının ıskartası, yani sakat, hastalıklı ya da daha da kötüsü boşanmış bir adam hariç “hiç kimse”ydi.
Filmlerin kadın kahramanlarına benzemeyi, onlar gibi davranma özgürlüğüne sahip olmayı arzu ediyorduk. Fakat kitaplar ve filmler ile toplumun buyrukları arasında, geniş ahlaki yargılar ve yasaklar bölgesi uzanıyordu, bizim onlarla özdeşleşme hakkımız yoktu.