• Doğumu izleyen ilk merasim,isim verme ve erkek çocuklar için sünnet merasimidir.Yeni doğan kız bebeğin ismi,genellikle doğumdan sonraki ilk Şabat(Cumartesi) gününde sinagogda ilân edilir ve bebek sekiz ila kırk günlükken evde haham eşliğinde kutlama yapılır.Erkek bebeğin ismi ise sekizinci gün icra edilen sünnet işleminin ardından verilir.
  • Türkiye’de Sûfî-Bâtıni cemaatler ve Selefî hareketler, Ehl-i Sünnet üzerinde tahakküm kurmaya çalışmaktadırlar.Zâhirîler ve Bâtıniler, Ehl-i Sünnet adını kullanarak kelâmın, hür düşüncenin, aklın ve felsefenin devre dışı bırakılmasını propaganda etmektedirler.

    Hâlidîlerin bir kısmı, Şii-Selefî çekişmesinde Selefî siyasî İslâm’a yakınlaşırken bir kısmı sözde Sûfî, fakat hâl, tavır ve davranışlarında, özellikle “tekfir etme” konusunda Selefî gibi davranmaktadırlar. Bu kimseler, televizyonlar ve sosyal medya yoluyla, ilim adamlarına ve farklı fikir sahibi İlâhiyatçılara cevap yetiştirmek ve onlara ayar vermekle meşguldürler. Siyaset ve ticaret ile o kadar içli dışlı olmuşlardır ki, Türkiye’de özgün bir Sûfi tecrübeyi yaşamak bile neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.

    Geçmişte insanlar fıkhın katı kurallarından veya mezhepçilikten kurtulmak iyin Sûfi yapılara yöneliyorlardı. Şimdi bu Sûfi yapıların bir kısmı, Selefiliğe karşı durabilmek için güçlü mezhepçi eğilimlere kaynaklık ediyorlar.

    Siyasi iktidar, toplumdaki bu kutuplaşmanın kısmen farkındadır. Bâtıni Gülen hareketinin şiddet yanlısı bir terör hareketine evrilmesi dolayısıyla, diğer Bâtıni/İrfani cemaatlere karşı, toplum da İrfancılığa bundan sonra şüphe ile yaklaşacaktır. Her ne kadar Selefilik ve Sûfilik birbirinin panzehri gibi görünse de her iki eğilim akıl düşmanlığında birleşmektedir.

    Sönmez KUTLU
  • Emevilere Karşı diğer bir Cephe: Köktenciler

    Emevilere karşı en ciddi muhalefet cephelerinden birisi, onların inanç, ibadet ve muamelât alanındaki bazı görüş ve uygulamalarını bidat kabul edip tekrar saadet asrı (altın çağ) veya selef-i sâlihîn olarak gördükleri Hz. Peygamber, sahabe ve sonraki kuşak (tâbiîn) dönemine dönmek isteyenlerden oluşuyordu. Problemlerin çözümünü geçmişin geleneksel hayat biçimlerinde (Asâr) veya sünnet adı verilen dinî tecrübede arayan bu kesim Abbasîler döneminde güçlü bir taraftar kitlesi edindi. Dinin anlaşılmasında zahirî bir söylemi öne çıkaran ve lafız-mânâ ilişkisinde lafzı önceleyen, dinî nasslarda mecazı reddeden, akla, kelâm ve felsefeye karşı yoğun bir mücadele içine giren bu kesim Hadis Taraftarları olarak isimlendirildi. Başta İmam Mâlik ve taraftarları, Ahmet b. Hanbel ve taraftarları, İmam Şafiî ve taraftarları bu grubun içerisinde yer aldı. Bu hareket Abbasîlerin ilk yüzyılında ve Mutezilenin mahkûm edildiği yıllarda, “selef-i sâlihîn” adını verdikleri altın çağı Hz. Peygamber ve sonrasındaki ilk üç nesil ile sınırlandırdı. Bundan sonraki nesiller ve tarih, onlara göre, her geçen gün daha kötüye gitmekte ve kıyametin kopmasını hazırlayan olumsuz alâmetlere sahne olmaktaydı. Kötü gidişattan Müceddid veya Mehdi yoluyla kurtulma fikri bu kesimler arasında da büyük ilgi gördü. Bu beklentilerin meşrulaştırılması için Mehdilik ile ilgili rivayetler, 9. asırdan itibaren hazırlanan hadis külliyatına girdi. Bu dönemin dinî tecrübesi ile ilgili veriler hadis, sünnet veya âsâr adı altında toplanarak zengin bir edebiyat oluşturuldu. Bu kesimler, zengin edebiyatları ve daha sonra bazı siyasilerin desteği ile Ehl-i Sünnet’in toplumsal tabanını oluşturan halk kitlelerini ve onların İslâm yorumlarını derinden etkiledi. Gelenekçi-Muhafazakâr kanat, bir dönem Abbasî devletinin din politikalarına karşı olduğu kadar Ebu Hanife reyciliği ve Mutezile akılcılığına da karşı oldular. Bedevi toplumunun kültürel izlerini taşıyan Hâricîlik ile Arap kültürünün etkisinden kurtulamayan ve metnin zâhirine sıkı sıkıya bağlı kalan Hadis Taraftarları, iman anlayışı, bazı noktalarda Müslümanları tekfir, ibadetlerin terki hâlinde zora başvurma ve güç kullanma konularında birbirine yakınlaştılar. Nassları anlama ve hayatı yaşamada lafızcı ve şeklî bir anlayışı savunmaları dolayısıyla her iki söylemi, Zahirilik adı altında birleştirmek mümkündür. Hâricîlik, Emeviler döneminden sonra bir çözüm yolu olmaktan çıkmış ise de Zâhiriliği esas alan ve şiddete başvuran kesimler hep olmuştur. Özellikle Hanbelilik, Zahirî anlayışın en aşırı uçlarında yer alan ve zaman zaman şiddete başvuran bir harekete evrilmiştir. 18. asırda ortaya çıkan Vehhabîlik ve günümüzdeki Selefi akımları da böyle bir evrilmenin sonucudur.

    Sönmez KUTLU
  • Beyhakî senedini de zikrederek Hassân bin Atiyye'den şu rivayeti nakleder:
    "Cibril(as.) Kur'ân'ı indirdiği gibi sünneti de Resulullah(sas.)'a indiroyordu. Kur'ân'ı öğrettiği gibi sünneti de ona öğretiyordu."
  • İbrâhim Edhem’i Allah için seven bir kimse bir gün onun ziyâretine geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah dostu İbrâhim! Sana özeniyorum. Çünkü sen, insanların peşinden koştuğu dünya saltanatını ve dünya zevklerini elinin tersi ile ittin ve Allah dostlarının yolunu seçtin. Ben seni Allah için seviyorum ve senin yolundan gitmek istiyorum. Ancak ben, nefsimin günah tutkusundan kurtulamıyorum ve yaptığım tevbelere bağlı kalamıyorum”.
    İbrâhim Edhem dedi ki: “Sana beş tavsiyede bulunayım. Eğer bunları can kulağı ile dinler ve gereğini yaparsan, nefsinin günah tutkusundan kurtulur ve Allah dostlarının yoluna girersin”.
    O kimse: “Peki bu beş tavsiye nedir?” diye sorunca, İbrâhim Edhem dedi ki:

    1-Günah işleyeceğin zaman, Allah’ın yarattığı rızkı (gıdayı) yeme! Çünkü hem Allah’ın yarattığı rızıkları yiyeceksin hem de O’na isyan edeceksin, bu olmaz ve insanlıkla bağdaşmaz.

    2-Günah işleyeceğin zaman, Allah’ın mülkünden çık ve başka bir yere git! Çünkü Allah’ın mülkünde oturup O’na isyan etmen, apaçık bir nankörlüktür ve insanlık dışı bir davranıştır.

    3-Günah işleyeceğin zaman Allah’ın görmediği bir yere git ve orada günah işle! Çünkü Allah’ın huzurunda günah işlemen, gafletin de ötesinde çılgınlıktır ve insanlık dışı bir davranıştır.

    4-Hiç beklemediğin bir anda ve beklemediğin bir yerde Azrâil (a.s.) karşına dikilince, O’na de ki: “Ey Azrâil! Sen vakitsiz geldin. Çünkü benim daha çook işlerim var. Bak kızım evlenecek, oğlum askere gidecek, eşim ameliyat olacak ve torunum da sünnet olacak. Ayrıca evim yarım, işim yarım ve ödenecek borçlarım (çeklerim, taksitlerim) var. Bunlarla uğraşırken namaz kılmaya ve tevbe etmeye vakit de bulamadım. Sen şimdi git de, işlerimi tamamlayınca ve kaza namazlarımı kılınca gelirsin, de!” O kimse dedi ki: “Ben
    Azrâil’e şimdi git, sonra gel diyemem ki!”

    Bunun üzerine İbrâhim Edhem: “Azrâil’e şimdi git, sonra gel diyemeyeceğini bildiğin halde nasıl günah işliyorsun” deyince,
    o kimse ağlamaya başladı ve “Beşincisi nedir?” diye sordu.

    5-Mahşer yerinde sevapların ve günahların tartıldığı zaman, eğer sevabın hafif (az) gelirse, Allah (c.c.) zebânilere emir verecek.
    “Onu tutun, (elini boynuna) bağlayın, sonra onu cehennem’e atın” (Hâkka, 30-31)
    “İşte o zaman zebânilere karşı diren, ellerinden kaç ve cehenneme gitme!” O kimse yine ağladı ve tek bir kelime konuşamadan İbrâhim Edhem’e sarılıp ayrıldı.
  • İslam Coğrafyası’nın en batısında Moritanya’nın en büyük alimi 120 yaşındaki Murabit al Hajj, doğuda ise Çin’in en büyük Ehl-i Sünnet âlimlerinden Muhammad Ma Changqing 24 saat içerisinde ömürlerini adadıkları Rablerine kavuştular.

    Allah onlardan razı olsun. El Fatiha!