Artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İstet Bulgar olsun , ister Rum ,isterse Türk! Hepsi bir benim için.Şimdi , iyi mi, kötü mü, yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki , ihtiyarladıkça da, buna bile bakmamaya başladım.Ulan , ister iyi , ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte...Boş versem bile , bir insan gördüm mü içim cız ediyor.
Çakılların üzerine uzanıp gözlerimi yumdum.Acaba hayat nedir,diye düşünüyordum ve onunla deniz, bulutlar , kokular arasında ne gibi gizli bir ilgi vardır? Sanki o da , deniz; bulut ve kokuymuş gibi...
İşin yoksa Gül sen.Ben de senin güldüğüne gülüyorum, böylece de dünyada gülmenin sonu gelmiyor. Her insanın kendi deliliği vardır; bana da öyle geliyor ki , en büyük delilik , bir deliliğe sahip olmamaktır.
Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap ,bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı.Yalnız bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.