Asil ve ulvi bir karakter lütuf değildir ya da şans eseri oluşmaz, ancak sürekli bir çabayla doğru düşünerek uzun süreli ilahi düşüncelerin bir bileşkesi olarak doğar.
Bizim için neyin önemli olduğunu bilebilmek ise kendimizi bilebilme düzeyimizle orantılıdır. Dikkati sürekli "dışarıda" olanın, içeride olan bitenlere hızla yabancılaşması kaçınılmazdır. Bir süre sonra artık içeride, zihinde, ruhta, hatta bedende olan bitenlerin farkındalığı kaybolmaya başlar. Şişkinlikten patlaracak bir yemeği yemeyi "zevk", kafayı bulandıran bir sıvıyı içmeyi "keyif", zihnimizi hazır dizi senaryolarına esir etmeyi "dinlence", kendimizi kaybedercesine zamanı ve benliğimizi unutmayı "eğlence", vicdanımızı kanatan haksız kazanımları "başarı" diye nitelemeye bile başlayabiliriz. Ayırt edememenin, farkında olamamanın bedelleri çok ağır olabilir.