• “Amerika’nın gizli kimliğinin bir süper kahraman değil bir süper kötü olduğu anlaşıldı. En iyiler bütün inançlarını yitirmiş, en kötüler tutkuyla dolmuştu ve haksızların öfkesi haklıların zayıflığını ortaya çıkarmıştı.”
  • Black Widow: Daima Kızıl'a geçen yılki fuarda güzel bir tesadüf eseri denk geldim ve tabii ki de kitabı havada kaptım. Daima Kızıl’ı mart ayında bitirdim ve çok sorumluluk sahibi bir insan olduğumdan (!) kitabın yorumunu ağustos ayının ortasında yazıyorum…

    Ava Orlava, Ivan Somodorov’un kızlarından ve Red Room’un kurbanlarından biri. Ivan ve ekibini çökertmek için yapılan bir S.H.I.E.L.D. operasyonunda Ava ve Nathasha’nın yolları kesişiyor. Nat Ava’yı kurtardığını sanıyor fakat Natasha olayların gerçek yüzünü ancak sekiz yıl sonra, Ava ile yolları bir kez daha kesiştiğinde öğreniyor.

    Her ne kadar kitabın başında kocaman Black Widow yazsa da Daima Kızıl, solo bir Black Widow hikayesi anlatmıyor. Bu hikayenin üç öznesi var; Ava, Alex ve Natasha. Kitabın başlarında bu durum benim için aşırı derecede çekilmezdi. Sonuç olarak ben kitabı tanımadığım iki veledin maceralarını okuyayım diye almadım. Kabul ediyorum, Alex ve Ava beni kitap boyunca zaman çileden çıkardı. Yine de kendileriyle bir şekilde anlaşmayı başardık.

    Margaret Stohl teşekkür kısmında –bu arada çok güzel bir teşekkür yazısı yazmış. Nedensizce çok hoşuma gitti ve belirtmek istedim-; kitabı yazarken Black Widow olarak Scarlett Johansson’ı düşündüğünü ve biraz da onun Natasha’sını esas aldığını yazmış. Ben yazarın özellikle bundan uzak durmasını isterdim. Sonuç olarak kitaptaki karakter çizgi romandakinin romana yansımış hali, filmdekinin değil ki. Daima Kızıl’ı ve kitabın yansıttığı Natasha’yı buna rağmen sevdim çünkü Scarlett Johansson ve yazar ekibi Black Widow’u beyaz perdeye taşırken harika bir iş çıkartıyor.

    Alex Manor –Ava’nın rüyalarının erkeği, cidden- birazcık kitabın sürpriz elementi aslında. Kitaba başından dahil olsa da kendisini Ava’dan da az tanıyor ve kitap boyunca onun gizemini çözmeye çalışıyoruz. Bana kalırsa kendisi kitabın en zayıf halkasıydı ve sanırım yazar da böyle düşünüyor. Bir röportajında karakteri yazarken bazı kuşkularının olduğunu ve “ilk görüşte aşk” olayının biraz havada kalabileceğini ve bu durumunda karaktere büyük ölçüde zarar verebileceğini söylemiş. Yine de Daima Kızıl, bir “genç-yetişkin” kitabı olduğundan karakter genel olarak ortalamanın üzerinde.

    Ava Orlova –aka Red Widow- sanırım Natasha’nın sahne ışıklarını çalmayı başarabilmiş tek karakter. O da Nat gibi hafif arızalı, daima “huysuz” ve her zaman tetikte. Kabul ediyorum başta kendisini pek sevemedim ama alıştıkça bir sempatik gelmeye başladı. Yazarın Ava ile yapmak istediği şey bir Black Widow Jr. yaratmak ve bunu da başarılı bir şekilde yapmış. Hem tıpatıp aynı hem de olabildiğince farklı iki karakteri okumak eğlenceli oldu. (Evet, tezatları severim.)Yazar, Ava ve Natasha ikilisiyle harika bir uyum yakalamış. İkinci kitapta bu ikilinin maceralarını okumak için çok hevesliyim. Bence ikinci kitap çok büyük bir potansiyel vaat ediyor.

    Kitabın genel havası eğlenceliyli –düzeltme, çok eğlenceliydi-. Daima Kızıl aynı anda hem ciddi hem de komik olmayı başarmış. Yazarın üslubu beklediğimden iyiydi. Ben bu kitabı sevdim ve eminim ki Black Widow’u Marvel filmlerinden tanıyanlar Daima Kızıl’ı benden daha çok sevecektir. Sadece, kitaba çizgi roman cephesinden bakınca bu kitap bir uyarlama ve her uyarlama gibi kusursuz değil.

    Bu kitap; Alex, Ava ve tabii ki milyon yıldır bir solo filmi çıkmayan Natasha Romanoff’un ilk macerasıydı ama daha çok süper kahraman filmlerinin ilk yarısı gibiydi. Hani şu karakterin neden ve nasıl kahraman olduğunu öğrendiğimiz yarım saat- kırk beş dakikalık kısımdan bahsediyorum. Daima Kızıl’ın devam kitabında da karakterin kahraman olduğu ve elle tutulur bir maceraya atılacağı kısım olacağını düşünüyorum.

    Black Widow: Daima Kızıl belki kusursuz değil ama kesinlikle bir şansı hak ediyor. Eğer Daima Kızıl’ı “Bu kitabı beğenmemek için sebep bulmam gerek!” şeklinde okumayacaksanız beğenmemenize olanak vermiyorum. Okuyanların da görüşlerini bekliyorum. Kitabın daha ayrıntılı yorumunu Kurgu Sanat sitesinden okuyabilirsiniz. Linke profilimden ulaşabilirsiniz. Görüşmek üzere…
  • V. E. Shwab, yıllardır okumayı dört gözle beklediğim ve nedensizce "Türkçe'ye çevrilmezse okumam" diye triplere girdiğim bir yazar. Bu yüzden Pegasus Yayınları'nın Shawab' ın kitabını çıkacağını duyduğumda aşırı derecede heyecanlanmıştım ama çıkan kitabın Vahşi olduğunu gördüğümde de büyük bir hayal kırıklığına uğramıştım. (Bir gün gelecek A Darker Shade of Magic'i de okuyacağız!) Bu nedenle de kitabı almayı düşünmüyordum taa ki Ayda ablanın (@gezicikutuphane) bana kitabı çok beğendiğini ve kitabı kesinlikle okumam gerektiğini söyleyene kadar. Kendisine bu kadar güzel bir kitabı okumama olanak sağladığı için teşekkür ediyorum.

    Kitap Eli ve Victor adındaki iki arkadaşın süper insanları nasıl keşfettiğini - teknik olarak nasıl süper insan yaratabileceklerini öğrenmelerini- ve aralarındaki ilişkinin nasıl en yakın arkadaşlıktan en büyük düşmanlık haline geldiğini anlatıyor. Ben kitabı baya bir basitleştirdim ama ne yapayım konuları anca böyle anlatabiliyorum. Siz yine de kitabın arkasını bir okuyun.

    Şimdi süper insan olaylarına aşina biri olarak - biraz fazla aşina- kitabın konusunu öğrendiğim an kitabı çok seveceğimi anladım ama - muhtemelen ben bu konuyu memleket meselesi haline getirdiğimden- ana karakterlerin bu konu hakkında bilgisiz olması bana inandırıcı gelmedi. Yani tamam ben biraz fazla biliyor olabilirim ama Eli ve Victor gibi iki genç adamın bu konu hakkında bu denli bilgisiz olması bana satmadı. İkisi de zeki, ikisi de kültürlü. Onu geçtim ikisi de - özellikle Eli- bu konu üzerine baya bir kafa yoruyor ve bu konu hakkında geniş çaplı bir araştırma yapıyor. Zaten böyle bir konuda arama yaptığınızda karşınıza ilk çıkan şey süper insan deneyleri. Ben bu bilginin aylarca yapılan araştırmalar sonucu ulaşılabilecek bir bilgi olduğunu düşünmüyorum.

    Kitapla ilgili en sevdiğim şey tabii ki bir anti-kahraman hikayesi anlatması - teknik olarak 2- ve bunu başarılı bir şekilde yapması oldu. İçinde kahramanların olduğu bir sürü hikaye okuyoruz, evet ama bir anti-kahramanı bu derece başarılı ve gerçekçi bir şekilde anlatan kitapları pek fazla göremiyoruz. Víctor'ın amacı eski dostu Eli'ı öldürmek çünkü Eli, DoğaÜstüleri avlamayı kendine yegane görev edinmiş ve bu görevi ona Tanr'nın verdiğini düşünen biri. Eli'ya soracak olursanız, o tamamen dünyaya iyilik yaptığını düşünüyor. Kafalar Thanos kafası anlayacağınız.

    Vahşi'de herkes iyi ve aynı anda herkes kötü. Bütün karakterlerimiz kendi doğrularının peşinden gitmekte. Serena hariç. Bu kadının amacını çözebilen biri çıkmadı daha.

    Kitapta Dol hariç hiçbir karakterle bağ kuramadım. Yani bu havadaki bir kitaptan da bu konuda pek bir şey beklemiyordum. Eli ve Victor'ın yanında Sydney, Serena ve Mitch adında üç yan karakterimiz daha var. Bir de Dol var tabii. Kendisi Sydney'in köpeği olur

    Sydney ve Serena arasındaki ilişkiye pek anlam veremedim. Yani asıl anlam veremediğim tabii ki Serena da işte laf olsun. Kitap hakkında çok fazla bir şey söyleyip kitabın havasını kaçırmak istemediğimden yazacak bir şeyler bulmaya çabalıyorum. Neyse...


    Kitap çoğunlukla geçmişte geçiyor. Dediğim gibi Eli ve Victor'ın bu hale nasıl geldiğini anlatıyor. Günümüzde geçen kısımları ise ikili arasındaki kovalamacayı anlatıyor. Kitap gayet akıcı gayet temiz bir hikaye geçişine sahip. Bu kitaba gözüm kapalı olarak "geçtiğimiz beş ay içerisinde okuduğum en iyi kitap" diyebilirim. Kitabı okuyup da ben beğenmedim diyebilecek kişi sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum.
  • - Tek gücü karbondioksiti oksijene çeviren bir süper kahraman gibiyim.
    + Kulağa havalı geliyor.
    - Nefes almaktan bahsediyorum dostum.
  • Şarjım %100 olunca kendimi süper kahraman gibi hissediyorum tren altında kalacak küçük bir çocuğu kurtarabilirmişim gibime geliyor😆
  • Kaybetmek tüm alışkanlıklarınızın bir anda yok olması demek. Hayatınızı adadığınız kendinize küçük bir dünya kurduğunuz baloncuğun bir anda patlaması demek. Yada bir çok tanımdan biri. Peki ya sonrası sonrası için neler yapabilirsiniz oturup yas tutmak yada hayata kendinizi kapatmak dışında. Güçlü bir yapınız yoksa aslında çokta birşey yapamazsınız. Yanılıyormuyum... Yada hayatınıza süper bir kahraman girip sizi içine girdiğiniz bilinmezlikten çekip çıkara bilir...
    Louisa içinde Will'den sonra diye bir dönem başladı. Will'den önce ve Will'den sonra.. 9 ay kadar kısa bir süre hayatına dahil olsada aslında çok şey paylaştılar. Şimdi louisa için Will'den sonra diye bir başladı. Will'e söz verdiği gibi Londra'ya taşındı. Will'in ona bıraktığı parayla bir ev aldı. Kendi depresyonunda yaşarken bir gece davetsiz bir misafir nedeniyle ve bir anlık dikkatsizlikle kendini 3 kat aşağıda buldu. Bu davetsiz misafir louisa iyleştikten sonra tekrar ortaya cıktı ve Will'den sonraki dönemde müthiş derecede hareketlendi. Bazen çok sevdiğimiz birisi ölünce sizi asla bırakmadığına inanırsınız. Bir şekilde hayatınızın bir yerinde size katılır ve yaşantınıza müdahale eder.
    Louisa çoğu zaman pes etmenin eşiğine gelse Will'in sesi hep kulaklarındaydı.
    Sonra o süper kahraman olaya bir şekilde dahil oldu ve sayfa aslında hiç kapanmadan kapandı.
    Öncelikle şunu söyleyeyim ki kesinlikle senden önce ben'e rakip bir kitap olmamış. İlk kitapta neredeyse her sayfada ağlayan ben bu kitabın bir kaç diyaloğunda sadece tebessüm ettim. Onun dışında akıcı bir dille yazılmıştı. Bazı yerlerinde sıkılsamda genel anlamda okuna bilir bir romandı. Okumayanların çok fazla şey beklemeden okumalarını tavsiye ederim çünkü tam bir hayel kırıklığına uğraya bilirsiniz. Bol kitaplı günler
  • Kemalettin tuğcunun yeri bende bir başkadır. Onun kitaplarıyla büyüdüm diyebilirim. Hatta size şöyle anlatayım, küçükken çevremdeki herkesin hayran olduğu bir süper kahraman olurdu, demir adam veya Süpermen gibi benimkisi ;Kemalettin tuğcuydu. Hayat hikâyesini öğrendikten sonra ona hayranlığım iyice arttı. Küçükken ayağında bir engel olduğu için, okula gidememiş kendi kendi eğitmek zorunda kalmış, yanlış duymadınız 200'den fazla öyküsü olan hatta yazdığı öykülerin bazılarının filmi çekilen bu abimiz okula gitmemiş. Belki de gitseydi bu kadar tanınmış bir yazar olmazdı bence. Bana göre okul bize çokta birşey katmaz. Bilgiden ziyade kuralları öğretiyorlar bize .Öğretmen geldiğinde ayağa kalkıcaksın ,öğretmen ne derse haklıdır, ona karşı gelemezsin; çünkü o senden büyük hem makam, hem mevki, hemde yaş bakımından. Neden saygı duymalıyım ki? Benim bir öğretmenim vardı sınıfta konuşanlar olunca çelimsizleri gözüne kestirip döverdi. Güçlülerden korkardı onlara hiç birşey diyemezdi. Şimdi ben bu adama saygı mı duyucam? Saçmalık.