• Üçüncü kitap da bir çırpıda bitiverdi. Yine Rothfuss'a yazdığım sözümü tutamadım; ikinci kitaba başladığım halde bir türlü devam edemiyorum. Bu, Bilge Adamın Korkusu'na başladıktan sonra bitirdiğim üçüncü kitap oldu. (İki Scalzi ve bir Stephen King romanı, okumasam olmazdı. Bir etken de 1200 sayfanın gözümü korkutması olabilir mi, acaba?)
    Scalzi'nin olayını herkes biliyordur, artık. Bu adamın kitabına başladığınızda elinizden bırakamıyorsunuz.
    Son Koloni diğer ikisinden daha farklıydı, bence. Ilk iki kitapta sanki hareket, macera ya da çekici teknolojiler merak uyandırıyor sanki bir süper kahraman çizgi romanı gibi, sonu belli bir hikaye okuyor ama yine de maceraya takılıp gidiyordunuz. Burada ise hikaye bir satranç oyunu gibi daha çok taktik üzerine kuruluydu. Üstelik belirsizlik ve taktik savaşları son sayfaya kadar devam ediyordu. Kahramanlarımız hayatta kalacak mı, koloni kurtulacak mı, kimden yardım gelecek, Meclis ne yapacak, Koloni Birliği ne diyecek...çok daha geniş bir olay örgüsü, gezegen hatta galaksi çapında savaşlar; artık Scalzi evrenini o kadar derinleştirdi ki ilk kitap için söylendiği gibi sadece Yıldız Gemisi Askerleri'nin 2000'li yıllarda yazılmış versiyonu olmaktan çok daha ileri taşımış oldu.
    Scalzi'nin diyalog ağırlıklı, fazla betimleme kullanmayan bir yazar olduğunu biliyoruz. Kitabın hızla okunmasını sağladığı için bu benim de sevdiğim bir özelliği. Ama iki yabancı ırkın karşılaştığı bölümde bu ırkların fiziksel özellikleriyle ilgili olarak sadece bir cümlede "patilerini kaldırdı" demesi biraz aşırı olmuştu. Bu "uzaylılar" kimdir, necidir, ne yer içerler, nasıl görünürler, haklarında hiçbir şey bilmezken bir anda koskoca bölümü kaplayınca olayı gözümde canlandıramaz hale geldim ve "sadece patileri olan bir uzaylı işte canım" deyip geçmek zorunda kaldım. En azından ne olduğunu tahmin bile edemediğimiz şeyler hakkında biraz daha açıklayıcı olalım, John, lütfen!
    Böylelikle üçlemenin sonuna geldik. 4.kitap Zoe'nin Hikayesi ve İmparatorluk serisi bizi bekler.
  • "...Gel gelelim, artık süper kahraman değiliz. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler, şimdi kefenimizin astarı oldu."
    Murat Menteş
    Sayfa 86 - İletişim Yayınları
  • "Çünkü erkekler bize sahip olduğumuzdan başka anlamlar yüklüyorlar hep. Bir kadın, sadece düz bir insan olamaz, değil mi? Bir çeşit süper kahraman ya da aslında olmadığımız başka herhangi bir şey olmak zorundayız. Ah, gerçekten böyle mi oynamak istiyorsun?" Vezirini aldığım anda o da benimkini alarak karşılık verdi. "Gördün mü? Söylediğim şey tam olarak bu. Fırsatını bulduğunda yaptığın ilk şey, tahtanın üzerindeki tek kadını almak oluyor. Şu hale bak. Tahtanın üzerinde tüm misafirlerin erkek olduğu bir seks partisi veriyoruz gibi görünüyor. Erkeklerin soyunma odası da diyebiliriz."
    Tommy Wallach
    Sayfa 59 - yabancı yayınları - yürü be Alanya!
  • Nevrotik kızlar, herhangi bir zayıflığa yönelik küçümsemeleri nedeniyle, “zayıf” bir adamı sevemezler, eşlerinden sürekli bir boyun eğme bekledikleri için “güçlü” bir erkeğe de katlanamazlar. Dolayısıyla gizlice aradıkları şey, aynı zamanda onların bütün isteklerine tereddüt etmeden uyacak kadar zayıf olan bir kahraman, süper güçlü bir adamdır.

    Karen Horney
  • Küçükken karşıma çıkan her çizgi filmi dikkatlice izlerdim.Süper kahramanları falan.Atatürkçü bir aileden geldiğim dolayısıyla Atatürk’ü çok küçük yaşta öğrenmeye başlamıştım.Her süper kahraman ile Atatürk’ü karşılaştırırdım.Benim gözümde Mustafa Kemal de bir süper kahramandı.Onları karşılaştırırdım hangisi daha iyi diye.Şüphesiz her zaman cevabım Atatürk olurdu.O kendi tabiriyle uçurun kenarında yıkık bir ülke olan Türkiye’yi,yoksul halkını,hayaller ötesinde bir seviyeye taşıdı.Onları kölelikten kurtardı.
    Okulda bir sürü devlet adamı öğrendim.Yaptıklarını,hedeflerini...Yine karşılaştırdım.Diğer devlet adamlarına karşı Mustafa...Yine cevabım şüphesiz Atatürk’tü.Kimileri vardır sadece kendi kanından olanları kurtarır,kimileri vardır sadece savaşanları kurtarır.Ve Mustafa Kemaller vardır,onun için en önemlisi insandır.Yahudi,hristiyan,beyaz,siyah,İngiliz ,Alman...Hepsini,her birini sever.Söyleyin bana:Hangi lider böyledir?Hangi lider bir Mustafa’dır? Hangi lider en kötü durumdayken bile “buna da şükür” der ? Hangi lider kendi için değil vatanı için savaşır ? Hangi lider çocuklara bayram hediye eder? Hangi lider geleceği yeni nesillere emanet eder ? Hangi lider son nefesinde bile ülkesini düşünür? Mustafa Kemal.Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
    Ey büyük Ata!
    Bize verdiklerin için teşekkür ediyorum,hepsi için minnettarım!
    Cumhuriyet için,TBMM için,AOÇ için,TDK için,TTK için!
    Türkiye için!
    Ne mutlu Türk’üm diyene!
    29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun! ❤️
  • bütün kadınların kafası karışmasın da ne halt etsin; karşılarında onlardan süper kahraman olmalarını bekleyen adamlar varken, güzel olmaları, hamarat olmaları, gerektiği kadar ve doğru yerde zeki olmaları gerekirken, hep bakımlı, hep istekli, hareketli, eğlenceli, uyumlu olmaları gerekirken ne yapsınlar...

    kıskanç olmayacak, anlayışlı olacak, yeri geldiğinde her türlü sohbete adapte olabilecek, yeri geldiğinde dışında kalıp sadece hizmet edecekken, çocuk doğuracak, hamileyken diğer güzel kadınlarla başa çıkmak zorunda kalacakken ne yapsınlar; düşünmeyip de ne halt etsinler.

    karışmasın mı kafaları?
  • Kim ulan bu Bay Keating?


    Ben size söyleyeyim; hayatın içinden çıkan bir süper kahraman, bizlerden biri, bilin bakalım kim ve tabii ki de bu benim, demeyeceğim. Keating; tüm genç kızların hayallerini süsleyen genç, yakışıklı ve sıradışı bir edebiyat öğretmeni felan da değil. Keating, Keating'dir arkadaşlar. Namıdiğer 'Kaptan'. İmaja ve kariyerine önem veren bir akademisyen değil, öğrencilere, hülasa herkese kendi olabilmeyi, kendileri olabilmeyi öğretmeye çalışan örnek bir eğitimcidir. Her şeyden önce Keating'de şu duruma dikkat edilmesi gerekiyor; Keating, nasıl olmak istediğini de, nasıl olmak istemediğini de çok iyi biliyor. Bizler belki olmak istediğimiz kişiler olamayız, ama kimse de bizi olmak istemediğimiz bir kişi olduramasın.


    Neden böyle bir giriş yaptığımı sizlere kısaca anlatayım; çünkü kitaba dair var olan 147 incelemenin okuduğum bir kaç başlıca incelemelerinde genellikle şöyle anılmış; güzel bir kitap ve okunmaya değer bir eser, eğitim sistemi, aile baskısı, bıla bıla... Değil arkadaş değil, okunmaya değer felan değil, anlaşılmaya değer bir kitap. Anlaşıldıktan sonra monoton ve ezbere bir yaşama sırt dönülecek, yüzünü yaşama dönecek bir kitap; 'Carpe Diem'i hayat felsefesi haline getirebilecek bir kitap. Alışılagelmiş geleneksel bir yaşam tarzının aksine, anı yaşamayı hayatı olağanüstüleştirmeyi öğütleyen bir kitap. Çünkü bu hayatta gelmişlikten sonra en büyük gerçek bu hayatı terkedişimiz olacaktır, şöyle ya da böyle bizi bekleyen bir ölüm hakikati var, bizden bir şeyler bekleyenlerin de böyle bir hakikati var, herkes için kaçınılmaz bir gerçeklikken ölüm, bu yaşam ancak insanın kendi elleriyle şekillendirilmeli-gerçekleştirmeli. Neden okumak değil de anlamak diye diretiyorum; eğer okursan, sadece böyle bir karaktere imrenebilirsin, ötesine geçmez -geçmesi çok ender rastlanan bir durum olur-. Yok eğer anlarsan, gerek aile ebeveynlerin gerek eğitiminden sorumlu insanlar, en yakın çevren ve diğer tüm herkese karşı; senin kim olmak istediğini veya kim olmanı istediklerinin yerine, senin kim olduğunu gösterebilirsin. Burda şu soruları sorabiliriz;
    Başarı bizden istenilen midir, bizim istediğimizdir?
    Başarı-mız bizi mi mutlu etmelidir, bizden başarı bekleyenleri mi?



    Kitap özetle şöyle; bir şeyleri idraktan sonra, hayata olan bakış açımız değişir ve çoğumuz bir Keating olmayı isteriz, çünkü Keating 'olmasını istediği kişidir' fakat, kimimiz bu yolda Neil gibi bir tercih vermek zorunda kalırız ve sonumuz da ona benzer, kimimiz Neil'in başından geçeni yedirememiş delilerden olur, kimimiz de hain-çiyan-çakal olur (bunlar hiç bitmez sanırsın Allah'ın emri), kimimiz çiyansevmeyenlerden olup, buna karşın yapmış olduklarımızdan bize bir son sunulur. Olay her ne kadar kara kuru bir defterle başlamış olsa da, hikaye öyle kuru kuru ilerlemiyor. Çok basit bir olay örgüsü olduğu halde, içeriği kabinin içine sıkışıp kalmıyor. Karakterler üzerinde işlenmiş duygular; Baskın bir hayat, hayal, özgüven, şımarmak, utanmak-çevresel sindirilmişlik ve hafifmeşreplik olup -bence öyleydi- :) öğrencilerin tümüne farklı kişilikler yüklenmesi, aslında birbirinden farklı kişiler oldukları halde, bazı verilecek kararlar karşısında -bazı küfler haricinde- yek vücut olabilmeleri çok iyi işlenmiş. Kitap bittiğinde kuvvetle muhtemel çevrenizde bu tür sorunlar içerisinde olan arkadaşlarınıza da okutmak isteyeceksiniz. Ve dilinizde anı yaşamak ve sanatın özgürleştiriciliğine dair cümleler olacak.


    Peki ya, yazar tüm bu olup bitenlerin neresinde; yazar kitabın ön ve arka kapağı arkadaşlar, ve bence Keating olabilme hayalini kendinde bulunduran kişi de yazar, hayaline ulaşamayacağı çaresizliğiyle Neil karakteri olarak kendini ön plana çıkarmayı başarıyor, bunların gerisinde kalan kahramanlık ve korkaklık durumlarını yine bir diğer karakterler de işlediği taslaklar bütünü bize yazarı tanıtıyor. Okuru ile yazarı arasında edinilen yakınlık yine benzeri az rastlanır durumlardan. Ve yine yazarın geniş bir şiir yelpazesine sahip olduğunu, bizi; Shakespeare, Byron, Shelly ve Keats gibi edebiyat büyüklerinin imgeler ve şiirleri eşliğiyle, güzel ve anlamlı bir yolculuğa çıkarmasında görüyoruz. Herkesin anlayacağı bir dilden yazılmışlığı; sıradanlığından değil, anlaşılması içindir. Tanrı bizi, postu kurdu andıran, çakallar sürüsünden korusun. Kitapta işlenilen eğitim ve ailenin bunda baskıcılığı, elbette ortaya atılan yepyeni bir düşünce değil, ama toplumsal ve kültürel manada yaşamımızı fazlasıyla derinden etkileyen bir konu, biz her ne kadar kendimizi özgür bireyler olarak ilan etsek bile birtakım kuralcıların bizi ikna ettikleri sözleşmeli köleler olduğumuz gerçeğini yadsıyamayız. Bugün eğitim adı altında hükümet elleriyle gerçekleştiriliyor; eğitim sistemi malumunuz, üzerine konuşmaya değer bile bulmuyorum. Asfalta ekmek banılmayacağına, hükümet-devlet denilen zatların sadece binasal ilerlemeler katettiklerinde de çoğumuz hemfikirizdir. Turgut Cansever'in dilediği gibi, şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edenlerden olmayalım; şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edersek, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.


    Herkese farkındalıklı, bol sorgulamalı okumalar dilerim. Tavsiye etmiş olduğum anlaşılmıştır zaten. Kitabı bana minimanilize ettiği kütüphanesi içerisinden hediye eden Esther. Sema 'ya teşekkürleri borç bilirim, en az filmi kadar kitabı da sevdim.