"Ucuz numara," dedi.
"Sen de ucuz birisin," dedim.
Bu onu rahatsız eden son şey oldu. Aptal olan bendim, bunu kabul ediyordum çünkü elinde taşları olan birinin o taşları kullanabileceğini düşünmeniz gerekiyordu.
Krallığı koruyayım derken kendimi öldürecektim ama hadi bakalım.
"Ah, seni incittim mi?" Dudaklarımı büzüp, "Kendini bilmezin tekinin gelip evini yerle bir ettikten sonra seni dışarıya atması nasıl bir duyguymuş?"
Ne dediğimi hemen anlamıştı. "Dünya senin evin değildi," dedi. "Alfinler Elemental'e aittir."
"Buna siz karar veremezsiniz!" Bu artık canımı sıkan son şey olmuştu. Nasıl oluyor da her şeyi çok iyi bildiklerini düşünüyorlardı. Hayat onların planlamasından ibaret değildi.
Çakma tanrılar.
"Bir gün dünya da benim önümde diz çökecek. O zaman her şeye ben karar vereceğim."
"Aynen," dedim başımı sallayarak. "Ben de Plüton'a göz koydum. Arada bir gezegenlikten atıyorlar falan, hoşuma gidiyor. Uzaylıları önümde diz çöktüreceğim. Manyaklık bedava ne de olsa."
"Rahat uyudun mu?" Ayağa kalkarken yüzünde sevecen bir gülümseme vardı. Gerçekten içtenlikle soruyordu ve bu halleri beni delirtiyordu.
"Melekler gibi," diye sırıttım.
"Şu utanmaza bak sen," dedi o da sırıtarak. "Cehennemde meleklik taslıyor!"