Belki de yanlıştı doğrularım ;)
Müzik
Allah katında ahlak en önceliklidir. Geri kalan tüm insan bilgisayarındaki çeşitlilik Allah'ın hediyesidir ve ahlak şüphe bırakmayacak, karşıda kötü bir düşünceye meyil verdiremeyecek kadar dürüstlük ve özür dileyiştir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ve bazenleri, sadece insanlardan değil; hissettiklerinden de şüphe dersin."
Bir Cümlenin İzinde
Bazen bir kitabı bitirdiğini sanırsın ama asıl hikâye son sayfadan sonra başlar. Kapağını kapatırsın, karakterler orada kalır zannedersin; oysa onlar sessizce seninle yürümeye devam eder. Kalabalık bir caddede, gece yarısı odanın karanlığında, bir şarkının arasında ya da hiç beklemediğin bir anda, okuduğun bir cümle gelip omzuna dokunur. Belki de bu yüzden kitaplar yalnızca okunmaz; yaşanır. Çünkü iyi bir yazar sana yeni bir dünya kurmaz, yaşadığın dünyaya başka bir gözle bakmayı öğretir. Dostoyevski vicdanın sesini, Sabahattin Ali suskunluğun ağırlığını, Orwell gücün karanlığını, Yaşar Kemal ise insanın direncini anlatırken aslında hep aynı soruyu sorarlar: "İnsan olmak ne demektir?" Okudukça fark ettim ki insanın kütüphanesi büyüdükçe cevapları değil, soruları çoğalıyor. Ve belki de gerçek okurluk, her kitabın ardından biraz daha emin olmak değil; biraz daha mütevazı bir şekilde şüphe etmeyi öğrenmektir. Bazı insanlar anı biriktirir, bazıları eşya... Ben ise altını çizdiğim cümleleri biriktiriyorum. Çünkü yıllar sonra bile insanı en çok değiştiren şey, doğru zamanda karşısına çıkan doğru cümledir.
1000Kitap
Şüphe tek gerçektir.
1000Kitap
İhlaslı(!) modernistlerin dostlukta eğri terazisi...
Zaman geçip gittiğinde ve o beklenen vuslat kapısına varıdılğında, varmak isteğin şey uğruna zaman harcadığın, zihninde büyüttüğün, anlam yüklediğin o asıl mıdır yoksa sadece gölge mi bilinmez. ​ Bu düşünme biçimi akıl süzgecinden geçen mantık silsilesi olağan gibi görünsede beklemenin başka ve asıl olan bi boyutu var ki o da gönül/ruh boyutudur. Ve maalesef ki sınırlı akledebilme istidadımızla aklettiğimizi sandığımızda (!) gönül mercî vukuları akla tebdil eylemekle mahzun olmak kaçınılmaz oluyor. Halbuki gelen her kimse ya da neyse 'başımın üstünde yeri var' teslimiyetine sarılabilsek 'Geldin ama bakalım gerçekten o musun, yoksa ben mi öyle sandım?'diye bir sorgulamaya hacet kalmayacak belki de... Beklenene hemen(!) sarılmayan, onu önce süzgecinden geçiren, mesafeli ve güçlü bir duruş (!) hatta insanın samimiyetini tartma bedbahtlığı gönül erinin ihlasına yakışmaz, yakıştırılmaz. Bilâkis gönül eri, kapının kendisiyle değil, o kapıyı çaldıran iradeyle ilgilenir. Hfz.ش🌾 26.Haziran2026 18:58
Duygu ve Düşünce