Kitabı çok sevdim. Öncelikle bunu belirtmek isterim. Ama zor okunan bir kitap ya da bana öyle geldi bilmiyorum. Okurken filmi çekilse keşke diye düşündüm. Ama bir Nuri Bilge Ceylan filmi tadında olacağı için, muhtemelen onu da zor anlardım ben :)
Öncelikle beni zorlayan kısımlarını sıralayayım.
Yazarın yazım tekniği -kendisine alışana kadar- beni oldukça yordu. Kitap sadece tek bir kişinin penceresinden (ağzından) yazılmamış. Sürekli zaman ve karakter değişimleri mevcut. Bir bakıyorsunuz 1930'larda Kitty'nin içindesiniz bir bakıyorsunuz 2000'lerde Alex'in, sonra birden pat diye tekrar geçmiştesiniz, hooooop Harry bebeğe ne oldu diye düşünüyorsunuz falan. Bir oraya bir buraya savruluyorsunuz. İlk başlarda tabi karakterleri kafada oturtmak biraz zor oluyor. Ama sonrasında alışıyor insan.
Kitapta bölüm yok. Kadıncağız oturmuş başlamış yazmaya, günlerce aralıksız yazmış ve kitabı bitirmiş gibi. Kitaba ara vermeye çok korktum mesela. Ya nerede kaldığımı unutursam diye :) Hiç olmadı birkaç tane check point koysaymış fena olmazmış doğrusu.
Tüm bu edebi zorluğun yanında bir de Türkçe'ye çevrildikten sonra editör kontrolü yeterli yapılmadı mı bilmiyorum bir sürü anlam kayması, yazım yanlışı, noktalama işareti sıkıntısı ve kişi zamirleri problemi fark ettim kitapta.
Bunlara rağmen kitabı çok sevdim. Esme'ye o kadar yakın hissettim ki kendimi. Kitaplar bence insanı çağırıyor. Tam da şu an Esme ile benzer bir psikolojideyim ve bu kitabı bir sürü kitap içinden seçmiş olmam tesadüfle açıklanamayacak kadar acayip bir şey bence.
İnsan içinde büyüttüğü acıyı haykırmak istiyor, haykırıyor da çoğu zaman, ama etrafındakilerin kayıtsızlığı sonunda onu tam bir kabullenişe ve sessizliğe gömüyor. Öyle bir sessizlik ki bu, "Yok olmak isteme" arzusu aslında. Çok da "normal" bir arzu değil