Ceyda Küçükoruç'un Kapak Resmi
Ceyda Küçükoruç, Kelebek Adası'ı inceledi.
12 Tem 15:17 · Kitabı okudu · 20 günde · 4/10 puan

Güzel bir aşk hikayesi olabilirmiş aslında. Eğer araya mistik öğeler kurgusal şeyler eklenmeseydi... Bermuda şeytan üçgeninde kaybolan bir çiftin aşk hikayesi ilgi çekici olabilir ama adada yaşanan mistik olaylar çok saçma. Lost adası ile bermuda şeytan üçgeni bilinmezliği harmanlanmış ortaya karmakarışık bir şey çıkmış. Rahmi ve yumurtalıkları alınan bir kadının adada hamile kalması gibi ya da adada hiç yaşlanmayan insanlar gibi... Pek sevmedim bu kitabı açıkçası. Tahmin ediyorum ki Sarah Jio kendi için oluşturduğu ve bundan önce yayınlanan 8 kitapla perçinlediği tarzın dışına biraz çıkmak istemiş ama olmamış bana göre. Yine de cümlelerin sadeliği her zaman olduğu gibi kolay okunan bir roman olmasını sağlıyor. Çabucak bitirebilirsiniz kitabı. Tam bir yaz romanı zaten. Ama benim gibi aşırı realist iseniz bir parça hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz...

Ceyda Küçükoruç, Ölümüne Sadakat'ı inceledi.
23 Haz 10:19 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Nick HORNBY okumaktan çok keyif aldığım bir yazar.

Kitabımızın kahramanı Rob, 35 yaşında, iki arkadaşıyla birlikte bir plak dükkanı işleten, parlak bir kariyeri olmayan (belki de bunu istemeyen), kendini neyin mutlu neyin mutsuz edeceğinin farkına varamamış, biten ilişkisini (Laura'nın onu terk edişini) anlamaya çalışan bir adamdır...

Rob bu terk ediliş ile birlikte hayatını gözden geçirmeye başlar...

Bir erkeğin ergenlik öncesi, ergenlik dönemi ve yetişkinlik dönemlerindeki hayatı anlamlandırma şeklini, çevresindeki kişi ve olaylara bakış açısını akıcı ve eğlenceli bir dil ile okuyoruz.

"Erkek ne söyler, kadın ne anlar
" Erkek aslında ne ister, sonuçta ne yapar"
" Erkeğin hayali nedir gerçekte olabilecek olan nedir" ana fikirli bir roman desem yeridir...

Kitabın en çok beğendiğim şeyi mükemmel müzik seçimleri. Rob plak dükkanı sahibi olduğu için bol bol müzik içeriyor kitabın sayfaları. Mümkünse benim yaptığım gibi yapın, kitabı bahsi geçen şarkıların eşliğinde okuyun daha hoş olacağını garanti ediyorum.

Tek cümlelik bir özet yapmam istense şöyle derdim sanıyorum:

Elinizdeki bu kitap erkekleri anlayabilmek için bir erkek tarafından yazılmış ve bir kadının çevirisini mükemmel yaptığı, eğlenceli başucu kitabıdır :-)

Ceyda Küçükoruç, Ateşböceğinin Şarkısı'ı inceledi.
23 Haz 10:18 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Ateş böceğinin Şarkısı bir devam kitabı. Ateş böceği Yolu'nu okuyan ve benim gibi etkisinden uzunca bir müddet kurtulamayanların bu devam kitabını mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte yazarımız ilk kitabı okumayanları veya okuyup hatırlamayanları düşünmüş olacak ki kitapta geçmişe atıflar mevcut.

Bir tesadüfün birleştirdiği iki arkadaş: Kate ve Tully... Aslında birbirlerinden beyaz ve siyah kadar farklılar... Fakat birbirlerine o kadar çok ihtiyaçları var ki... Kendi dünyalarında takılıp kaldıkları yalnızlıklarını birlikte paylaşıyorlar ve aralarında asla kopamayacak bir bağ oluşuyor. Ta ki bu ilişkinin fedakar tarafı olan Kate kansere yakalanana kadar...

Bu hastalık Kate'i ve ailesini olduğu kadar Tully'yi de fazlasıyla derinden etkiliyor ve yaşamı tepetaklak oluyor... Ünlü bir televizyon sunucusuyken artık hiçbir iş alamıyor, yerel bir televizyon kanalında bile program yapmasına imkan tanınmıyor. Ve bir gün Tully yoğun depresyon altındayken kendi kullandığı arabasıyla ciddi bir kaza geçiriyor. Bu kaza sonucunda epey uzunca bir süre yoğun bakımda kalıyor. Kitapta o hastane günlerini herkesin açısından (Kate'in kocası Johnny, kızı Marah, ikiz oğulları,annesi, Tully'nin senelerdir hesaplaşamadığı annesi...) ayrı ayrı okuyoruz...
Bakalım iki dostu ölüm birbirlerinden ayırabilecek mi?

Kristin HANNAH yazım dili çok akıcı ve etkileyici olan bir yazar. Benim en sevdiğim yabancı kadın romancılardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bütün kitaplarını okudum ve buraya yavaş yavaş yazacağım hepsini. Şimdiye kadar hiçbir kitabında hayal kırıklığı yaşamadım. Daha ilk sayfasından itibaren sizi içine çeken bir anlatıma sahip. Benim gibi hayat hikayelerinden hoşlanıyorsanız mutlaka bir Kristin HANNAH kitabı almalısınız, zaten devamı da gelecektir :)

Ceyda Küçükoruç, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra'yı inceledi.
23 Haz 10:13 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Barış Bıçakçı'nın kitaplarını kronolojik sırayı tersten takip ederek okuyorum :)
Kitaplarına değişik, akılda kalıcı ve merak uyandırıcı isimler vermesini çok beğeniyorum.

Bu kitap da ilk olarak beni ismiyle çekti kendine. Bir matematikçi olarak yere paralel bir gidişi tamam anladım da ya sonrası ne ola ki dedim ve böylece sayfaları çevirmeye başladım...

Kitapta intihar etmiş genç bir kızın ardından yaşananlar anlatılıyor diyebiliriz.

Başak ve Umut babalarının terk edip gittiği iki kardeştir. Yıllar boyunca hep bunun nedenini anlamaya çalışmış ama asla hiçbir zaman tatmin edici bir cevap bulamamışlardır. "Babamız nerede" adında bir oyun üretip hayal güçlerinin elverdiği oranda babalarının o an nerede, kiminle olduğu; neler yaptığı ile ilgili hikayeler üretmektedirler. Kitabın içinde ilerlerken hissediyoruz ki, yaşları ilerledikçe bu durum ikisine de daha ağır gelmektedir.

Başak'ın intiharı ile her şey değişir... Bu intihar Başak'ın üç kişilik çekirdek ailesinin çevresindeki herkesi bir parça etkiler; olaya dahil eder...

Soru şu: Bu intihar acaba gerçekten bir son mudur? Yoksa yeniden uyanış mı?

Kitabı bu kadar çok beğenmiş olmamın bence tek bir sebebi var. Beklediğim tahmin ettiğim hiçbir şeyi okumadım. Tamamen farklı bir açıdan ele alınmış intihar öyküsü diyebilirim. Kitabı bitirdiğinizde kapağı kapatıp üzerinde biraz düşünmek isteyeceksiniz...

Ceyda Küçükoruç, Nefret, Arkadaşlık, Flört, Aşk, Evlilik'i inceledi.
23 Haz 10:10 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Kitabın içerisinde 9 ayrı kadının öyküsünü bulacaksınız. Öykü kitaplarının en sevdiğim yönü hali hazırda bir kitaba devam ederken onu da araya birer birer ekleyebilmektir. Tıpkı yemeğin yanındaki salata ya da üzerine yenen bir tatlı gibi...

Kitabın anlattığı 9 öyküde yer alan kadınların ortak bir özellikleri var : hayat onları mutlaka bir seçim yapmaya zorluyor. Hal böyle olunca, bu öykülerde o kadınların çaresizliklerine, ikilemlerine, kafa karışıklıklarına şahit oluyoruz.

Bulunduğu yerden, yaptığı işten, kocasından, yaşadığı hayattan bunalan yeni arayışlar içinde olan veya böyle bir arayışı olmasa bile hayatın onlara seçenek sunduğu kadınlar... Acaba hayatları bu yeni tercihleri ile nasıl değişecek?

Kitap akıcı bir dille yazılmış, okuyanı sıkmıyor. Her öykü ortalama 35-40 sayfa civarında. Öykülerin sonu kendi yorumunuzu katabileceğiniz şekilde bırakılmış. O nedenle bir arkadaş topluluğu tarafından okumaya ve üzerinde sohbet etmeye oldukça açık.

Öyküleri sevenler için çerez kıvamında bir kitap. Keyifli okumalar...

Ceyda Küçükoruç, Mart Menekşeleri'ni inceledi.
23 Haz 10:09 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Mutluluk, aşk, ün, popülerlik,başarı... Bunlar bir insanın hayatının çok güzel ve sorunsuz olabileceğinin bir işareti midir? Ya da varlıklarının sonsuza kadar sizinle kalacağının garantisi var mıdır?

Yaşamak için inanmamız şart. Birlikte olduğunuz kişinin size gerçek aşkı yaşattığına, aranızdaki o büyülü şeyin hiç bir zaman bitmeyeceğine, onunla yaşlanacağınıza inanmak ve güvenmek zorundasınız. Peki ya o müthiş güven bir gün apansız elinizden alınırsa... Cevabı basit : Hayatınız anlamını yititir, tepetaklak olur, bir uzay boşluğu içinde tutunacak hiçbir şey bulamadan yapayalnız kalırsınız.

Peki ya kadınların her türlü zorlu olay karşısında güçlü oldukları inancı... Bir şehir efsanesi midir, bir maske mi, gurur mu ya da sadece gerçek midir? Tam da bu noktada Paul Auster'in bir sözü aklıma geliyor:
"Kadın doğası gereği zayıftır, ama acılara en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey hayal ettiği erkeğin boş çıkmasıdır."

İşte Emily'nin de direncini kıran bu olay karşısında (kocasının onu başka bir kadın için terk etme isteğini dile getirmesi) gösterdiği güçlü tavır bu sebeplerden hangisiydi bilemiyorum.

Kendine yeni bir hayat kurmanın zorunluluğunun farkında olan iyi bir yazar Emily. Ancak bir türlü kendisini kelimelerin arasında kaybedemiyor. Sanki kocasının gidişiyle onun ilham kaynağı, yaratıcılık yeteneği de yok olmuş gibi...

Bir süre yaşadığı şehirden ve tüm sorumluluklarından uzaklaşmak ona mantıklı bir hareket gibi geliyor. Halbuki en yakın arkadaşı Annabelle onu rahatlatacak tek şeyin Joel hakkında bir kitap yazması olacağını söyleyip duruyor. Bu alınabilecek en güzel intikam Annabelle'e göre. Ama Emily'nin tek arzusu uzaklaşmak. Çünkü annesi de dahil olmak üzere kimse ile bu boşanmanın sebepleri ve sonuçları hakkında konuşmak istemiyor.

Emily, Bee yengesinin yanına Bainbridge Adasına gider. Tüm mart ayını bu adada sessiz ve huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır. Bu sürecin hem kendisine hem de kaybettiğini düşündüğü yaratıcılığına iyi geleceğine inanmaktadır. Fakat kendisinin planladığı gibi sessiz sakin bir tatil değil oldukça hareketli bir süreç ve aile sırları onu adada beklemektedir.

Bir sabah Emily, Bee yengesinin ona verdiği odada yatağının başucundaki şifonyerde kırmızı kadife kaplı bir günlük bulur. Bu günlüğü okudukça anneannesi olduğunu öğrendiği Easter ile hayatlarının ne kadar paralellik gösterdiğine şaşırır ve yıllardır kendisinden saklanan aile sırlarını açığa çıkarmaya karar verir.

Bu dönemde adada Jack ile olan kaçınılmaz yakınlaşması acaba Emily'nin tekrardan mutlu olabilme ihtimali midir? Yoksa Emily pişmanlığını zaman içerisinde anlayan ve çok açık bir şekilde dile getiren eski kocası Joel'i bağışlayıp tekrar ona mı dönecektir?

Çok güzel bir hanımefendinin, çok sürükleyici bir dil ile anlattığı mükemmel bir ilk roman. Ödül almış olması hiç şaşırtmadı beni. Bence okumanız gereken bir kitap. Keyifli okumalar...

Ceyda Küçükoruç, Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i inceledi.
23 Haz 10:03 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Ender ve Çetin liseden beri birbirlerinin en sadık dostu; hatta birbirlerinin tek dostudur. Aralarındaki yakın ilişki zaman zaman yanlış yorumlamalara mahal verecek kadar dikkat çekicidir. Zaman içerisinde hayatlarına giren kadınlar bile gelip geçiciyken onlar daima bir arada kalmışlardır. İkisinin hikayesi, aslında bu zor yakalanabilecek dostluğu bir kenara ayırırsak, sıradan orta yaşlı iki adamın, sıradan hikayesi olabilirdi. Ancak bu iki olgun böceğin hayatına apansız giriveren güzeller güzeli bir çiçek, Ender'in okuyacağınız satırları yazma sebebidir.

Evet efendim ne diyorduk...
Bu çok sıkı dost olan Ender ile Çetin'in lisede Fikret adında bir arkadaşları daha vardır. Fikret her ne kadar E-Ç ikilisine bir üçüncü olarak dahil olmasa da yine de vakit geçirdikleri iyi arkadaşlarındandır. Belki de Fikret'in üniversite eğitimine Amerika'da devam etmesi bu ikiliyi E-Ç-F yapamamıştır. Bu arada belirtmek gerekir Ender hayatını kitap çevirileri yaparak, Çetin ise -Ender'in deyimiyle- daha ayakları yere basan, maaşlı, SSK'sı ve yemeği olan bir işte çalışarak hayatını sürdürmektedir.
Bir gün Fikret'in anne ve babası trafik kazası sonucu hayatını kaybeder... Fikret ve kız kardeşi Nihal yapayalnız kalırlar. O sırada Nihal üniversite okumakta Fikret ise kendine Amerika'da bir hayat kurmaktadır. Fikret, Ender ve Çetin'den büyük bir fedakarlık ister. Kız kardeşinin okulu bitene kadar onu yanlarına alıp bu süreci en zararsız şekilde atlatmasını sağlamak... İki arkadaş bunu tereddütsüz kabul eder çünkü Nihal, doğumuna bile tanık oldukları tatlı, cici ve şu anda yalnız kalmaması gereken bir kızdır.

Nihal'in o evde kalmaya başlamasıyla değişen hayatları, ev düzenleri, üzerlerinde hissettikleri büyük sorumluluk, zaman ilerledikçe itiraf etmekten korktukları duygular, Nihal'in kanadı kırık bir ergen olarak duyguları, Ender ile Çetin'e zamanla gelişen sevgisi, beri taraftan bir genç kız olarak kendi yaşadığı duygusal çalkantılar... Hepsi ama hepsi Ender'in o su gibi akan cümleleriyle bize ulaşıyor.
Nihal gün gelip gittiğinde ardında bıraktığı iki kocaman yürekli, biri kel diğeri göbekli adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Yine değişik bir hikaye... yine tahmin etmediğim gelişmeler ve yine beklemediğim bir son. Barış Bıçakçı'yı bu yüzden çok beğeniyorum.

Ceyda Küçükoruç, Franny ve Zooey'i inceledi.
23 Haz 09:53 · Kitabı okudu · 5 günde · 7/10 puan

Bazı kitaplar henüz kapağına baktığınız andan itibaren sizi esir alır, adını okuduğunuzdaysa artık tamamen ona kapılmış hissedersiniz. Bir an önce onunla baş başa kalma duygusuyla yanar tutuşursunuz. Bazıları ise hayata farklı bir açıdan bakmanıza yarar. Fırtınalı, sürükleyici, heyecan dolu maceralar bahşetmez size ama yine de okuduğunuz için asla pişman olmazsınız. "Franny ve Zooey" de işte aynen böyle bir kitap... Yazarın kendi deyimiyle oldukça yarım yamalak görünüşlü bu kitabı ben yine de sevdim...

Benim 1001 kitabımdan birimiydi bilemiyorum(Ölmeden önce okunacak 1001 kitap arasındadır.) ancak ilk baskısı 1993 yılında yapılmış olan bu kitabı belki o yıllarda okusaydım tesiri bende daha büyük olabilirdi diye düşünüyorum.
Zooey'nin kız mı erkek mi olduğunu kitabın 100 üncü sayfasında hala anlayabilmiş değildim :) Bu, kitaba ait bence komik bir detay. Kitabın sonunda da hala bir jartiyer sorusu aklımda yok değil hani... neyse...

Franny ve Zooey -hepimizin tahmininin aksine-iki kardeş. Zor bir dönemden geçen Franny ailesinin yanında bir müddet vakit geçirmek için yaşadığı şehirden dönüyor. Bu arada, büyük bir parantez açıp, Franny'nin İngiliz Dili ve Edebiyatı okuduğunu, şiirler ve şairler konusunda oldukça hassas olduğunu ve erkek arkadaşıyla tam bu noktada aralarında söze dökülmeyen ciddi bir gerginlik olduğunu belirteyim. Franny ailesinin-özellikle de annesinin- bütün iyileştirme çabalarına rağmen kendini toparlayamıyor ve kardeşi Zooey'nin yaşadığı dünyanın gerçeklerini yüzüne teker teker vurmasıyla kalakalıyor. Zooey her ne kadar annesi tarafından vurdumduymaz olarak nitelendirilse de esasında bence hayatın gerçekten tek farkında olan kişi kendisi...Ailenin diğer bütün fertleri gerçeklik ve hayal arasındaki ince çizgide sıkışıp kalmış gibiler... Peki Zooey'nin bu etkileyici yüzleştirmelerinden sonra Franny'nin durumu ne mi oluyor? O kısım size kalmış...
Keyifli okumalar...