Ben susamam. Sesimi yükseltmeliyim, alarm vermeliyim ki yöneticilerin, yazarların, bilim adamlarının uyuyan duygu ve vicdanını uyandırayım. Derin, ölüm uykusuyla uyuyorlar. Suç işlercesine uyuyorlar.
ve 'Evet, hepsi doğru ama bu hep böyleydi,' diyorsunuz. Ya da diyorsunuz ki, 'Belki bir gün değişecek ama ben göremem; benim ne işime yarayacak ki?' Sonra yine çalışıp didinmeye
Babamın altı bezli. O gururlu, onurlu, iri, uzun boylu, yakışıklı ve alıngan adam . . . Çocukken yöneticilerle kavga ettiğinde birkaç kez işten ayrıldığını ya da kovulduğunu hatırlıyorum. Sos yalizm dönemiydi ve iflah olmayacağının ben bile farkındaydım. Amirinin önünde başka bir işçiyi savunur, bir terslik görür, istifasını sunar, kovulur ve kötü sicil edinirdi. Bu sicille seni hiçbir yerde işe almayacaklarını anlamıyor musun, diye kızardı annem.
Öylece oturup susamam ki, cevabını verirdi babam ve iş aramaya çıkardı.
Sanırım sosyalizm çökmeden önce bulduğu son işlerden biri şehrin epey dışında bir psikiyatri kliniğinde bahçıvanlık ve çalışma terapisi koordinatörlüğüydü. Hastalarla birlikte -akıl hastaları, alkolikler, madde bağımlıları bahçeyle ilgileniyordu. Domates, lahana, biber, çiçek ekiyorlardı. Bahçeler onu daima kurtarmıştır.