Muhyiddin-i Arabi Hz. leri, aya fazla bakılmamasını öğütler. "Ay Işığı yüze zehir fakat sırta şifadır" der. Aslında bu zehir, zehir değil şifanın şiddetle ve ansızın yoğun olarak gelişinden doğma bir çarpılıştır. Güzelliğin şiddetli çarpmasıdır ay çarpması. Kur'an, sûre sûre, âyet âyet değil de birden bütünüyle inseydi, insanlık O'nun güzelliğinden belâgatından mahv olmaz mıydı dersiniz ? Ey batılılar, ey ay yüzünden mahrum olanlar! Müslüman'ın kalbiyle oynamayın. Olur ki onun(x) ışınlarından daha kuvvetli olan kalp ışınlarının öldürücü etkisini alırsınız. Bırakınız ey avrupalılar, yüzünde ve yüreğinde her an bir ay bölünen bir şapkkulkamer mucizesi vuku bulan müslümanların iyileştirici ışıkları sırtınıza vursun, size şifa olsun ve sizi dirilsin. Sonra oradan yüzünüze sızan, size ve bize yetecektir...
Uzun süren bir kuraklıktan sonra, dudakları çatlamış toprağından ötürü ellerini göğe kaldırmış çiftçi için birden boşanan yağmur neyse biz müslümanlar için gelen bu oruç da odur...
Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık;
kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp...
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar;
kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.
Hepimiz farklı sıfatlarla
sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin
tıpatıp aynı olmasını isteseydi,
hiç şüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek,
kendi doğrularını başkalarına
dayatmaya kalkmak,
Hakk’ın mukaddes nizamına
saygısızlık etmektir.
Şu dünyada semadaki yıldızlardan
daha fazla sayıda sahte hacı hoca
Şeyh Şıh var. Hakiki mürşit seni
kendi içine bakmaya ve nefsini
aşıp kendindeki güzellikleri bir bir
keşfetmeye yönlendirir. Tutup da
ona hayran olmaya değil.