Nasılsın dedi bir arkadaşım, cevap veremedim…
Nasıl olduğunu bilmiyorum… Bilmek neyi değiştirecek, onu da bilmiyorum. Kötü olmak, iyi olmak… bana hâlâ o kadar yabancı ki. Nasıl hissetmem gerektiğini de bilmiyorum. Hep dağılıyordum ama bu sefer toplayamadım kendimi yerle bir oldum kendi ateşimde yandım küle döndüm. Rüzgarda savruluyorum. Sanki varlığım bir hiçliğe dönüşmüş, kendimden geriye kalan son parçalar bile yavaş yavaş yok oluyor. Bir ağaca çarpıp yeniden ateşe düşmekten korkuyorum, çünkü biliyorum ki o ateş artık beni yakmaz, tamamen tüketir. Ateşe düşsem, daha ne kadar yanabilirim ki? Zaten dediğim yerde çoktan yandım. Hâlâ yanıyorum. Kül olsan da yanmaktan kaçamıyorsun. Çivi çiviyi sökmüyor, ateş ateşi dindirmiyor. Tam tersine, daha çok yakıyor. Ama buna engel olacak gücüm yok; rüzgâr beni nereye savurursa oraya gidiyorum. Rüzgarın insafına kaldım ve en acısı bu savruluşun nereye varacağını bile bilmiyorum. Çabalamak isterdim, ama çabalayacak ne hâlim var ne de umudum. Sadece savruluyorum, kendi bitişimi sessizce izliyorum. Sadece bekliyorum… Beklemekten başka yapabileceğim bir şey kalmamış gibi.