• Kitabı Bitirdim...

    Söyleyeceğim çok şey var ama az yazacağım, Öncelikle ben Atsız gibi düşünmüyorum..

    Türk Gençlerine Büyük Türk devlet adamlarına saygı göstermeyi biz Atsız'dan öğrendik ama kendisi yakın tarihin Devlet Büyüklerine çok büyük saygısızlık yapıyor bu iki kitabında, Atsız'ın kendinden başka birisini çok umursamayan bir adam olduğu kindar olduğu ona bir yanlışı olanı ne olursa olsun hemen sildiğini biliyorum okudum ve gördüm..

    Kitaplara Geçelim

    Dalkavuklar Gecesi

    Kitap çok zamanlarda bir Anadolu devletindeki bir kral'ın hikayesini anlatıyor okuyunca anlıyoruz ki o Kral'ı Atatürk'ten esinlenmiş ve bildiğin Atatürk'ün Devlet yönetme şeklini ağır şekilde dalga geçerek anlatıyor bunu şahsen Atsız'ın yüzüne söylemek isterdim "Madem o kadar Vatan sever ve Türkçüsün neden seni bir savaş meydanında yada devlet yönetmek için uğraşan bir adam olarak okumadık o kadar iyi biliyorsan gel otur sen yönet Atatürk'e karışma!!!!" bunu demek isterdim Bilim adamıdır, Tarihçidir, Şairdir, İyi Edebiyatçıdır yalan değil bu eserleri çok güzel edebi anlamda çok akıcı şekilde yazmış kitap dereden akan su gibi okurken akıyor resmen..

    Z Vitamini

    Bu esere gelirsek hırs Chp ve İsmet İnönü nefret'inden dolayı aşağılama ve dalga geçmelerle dolu bir eser kitabın son yerinde öyle şeyler yazmış ki okuyun adam hak veresi geliyor ama ben Allaha Şükür İsmet Paşayı çok okuyup araştırmışım yoksa bende hak verirdim İsmet Paşa savaş sırasında Evlat acısı çekmiş bir babadır, eminim Atsız beyde bunu biliyordu ama işine gelmediği için elbette kitabına koymamıştır..Kitabın çıkış tarihi 1959 tabi Demokrat parti dönemi Chp ve İsmet İnönü'ye karşı olmak hakaretler yağdırmak Devletin gözünde sevap olduğu için o dönem yazmasınada şaşırmamak gerek bizde Nihal Atsız'ı hep böyle dik duran bir sağcı sanırdık işte sağcıların hepsi aynı galiba..

    Keyifle Okumanız Dileklerimle
  • Masumiyet Çağı romanı bünyesinde her ne kadar aşk türü barındırsa da aslında tam da bir aşk klasiği denemez bu kitap için. Daha çok 19. yüzyıl Newyork yaşantısının özelliklerini anlatan bir kitaptır. Aşk klasiği olarak adlandırıp okumaya başladığınız an, sizin için büyük hayal kırıklığı olur. Bu romana başlamayı düşünüyorsanız bir aşk klasiği içeriğine sahip olmayıp, daha çok belirli bir dönemdeki günlük yaşamı yansıttığını bilin. Tabi ki birde bu romanı okurken sessiz sakin olan ortamlarda bulunmanızda fayda var. Çünkü gürültülü ortamların romanı hiç değil. Karakterler çok fazla gürültülü olan ortamlarda okursanız karakter isimlerini birbirine karıştırmanız haliyle doğaldır. Benim her ne kadar başlarda sıkılmış olsam da beğeniyle okuduğum bir romandır. Başlarda siz de benim gibi sıkılabilir ve kitabı yarım bırakmak isteyebilirsiniz ama yarım bırakmanızı hiç tavsiye etmem. Çünkü yarım bırakılmış bir roman her zaman için yaşanmamış birçok güzel duyguyu öldürmek demektir bana göre. Eğer sabırlı bir okursanız bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
  • Bir mağaza düşünün 400 kişi alınacak ve bu kişilerin birilerinin yakınları olması için önemli konumlarda bulunan kişilerin attığı bin takla.Tabi ki maaş çok yüksek olursa böyle şeyler cereyan eder diyebilirsiniz ama çoğu asgari ücretle çalışacak.
    Bu memlekette en basit bir iş bile araya adam konularak yapılıyordu. Bu araya koyulanlar (belki de girenler desek daha doğru) ise devlette yüksek makamlara erişmiş, halkın beğenisini kazanıp atanmışlarla seçilmişlerden oluşması.
    İçeriğinde mülakatçının mülakat öncesi ve sonrasını ,çalışanların, adayların ve işverenlerin yaşadıklarını da yansıtan çok değerli su gibi akıcı ve kendise bağlayan bir kitap.
    İŞte Mülakat, Türkiye’de özel sektörün bilinmeyen yönlerini ortaya koyan, adayların ve çalışanların dünyasına ışık tutmaya çalışan ve İnsan Kaynakları çalışanlarının neler yaşadığını gösteren bir kitap.
    Bazen iş dünyasın da beklentilerinizin hayallerinizin dışında iş ortamı ile karşılaşşanız siz ne yapardınız? Yazar başarılı geçen iş mülakatından sonra okulda aldığı yüksek eğitime binaen hayalleri ve ilk zamanlarında kurumsal diye geçinen şirkette yaşadığı trajikomik olaylar zinciri…
    Mülakattan önce hazırlanmış bir öz geçmişte yanıldığımız durumlar nelerdir? Yapılan en büyük hatalar nelerdir? Bir mülakatçının bakış açısıyla öğrenmek istemez misiniz?
    EVET BU KİTAP TAM BEKLEDiĞİM VERİMİ SAĞLADI BANA. SİZ DE İLERDE BİR MÜLAKATA NASIL HAZIRLANMAM GEREKİR, NELER YAPMAM GEREKİR? DİYE DÜŞÜNÜYORSANIZ BENCE HİÇ DÜŞÜNMEDEN OKUYUN DERİM.
  • Şimdi misafirlere aşığımdır . Fakat şu misafir çocuğu görünümlü cinivarlar varya dayanılacak gibi değil . Duvarlara yeni kağıt yapmışız , anam bunlarda oyuncakları duvarların üzerinde gezdiriyor. Neyse bir iki dayanamadım .. Hadi gelin sizinle karetecilik oynayalım dedim. Ama kim kimi vurursa ağlamayacak dedim 😂😂 başladım bunlara bir iki vurmaya 😂😂😂 ( çok abartmadım tabi . Şimdi laf etmeyin 😂😂) baktım bunlar ağlıyor .. dedim aa hiç böyle olur mu . Güldüler 😆😆💪🏻
  • Ay tutulmasını örnek gösteriyordu, insanlar Ay’ın hangi tarih ve saatte tutulacağını bilirdi ama bu bilgi, insanların Ay tutulmasına neden olduğu anlamına gelmezdi. Ay, kendi kuralları ve tabi olduğu disiplin gereğince tutulurdu, biz sadece bunu önceden bilirdik. Kader de aynı biçimdeydi. İnsanın kaderi kendi davranışına bağlıydı. Ne var ki bu Tanrı katında önceden bilinirdi. Alın yazısı denilen şey buydu.
  • “Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış…”

    Atlantis’in varlığı MÖ 9600 yıllarına dayanır ancak bilinen en somut delil ise MÖ 355 yıllarında Platon’un Atlantis adından bahsetmesidir. Yaklaşık olarak Atlantis’ten ilham alan 50000’den fazla eser bulunmaktadır. Kabaca internette arama yaptığımızda yaklaşık olarak toplam sayısı ise 140 milyar adet bir arama sayısı elde etmekteyiz. Bu durumda ismin popüler olarak her dilde kullanıldığı ve hikâye edildiğinden süregelmektedir.

    Konum olarak Cebelitarık ve çevresi söylense de dünyanın birçok yerinde olduğu söylenmiştir. Platon’un savunması ise Tanrıların kızıp sular altında bıraktığı şehirdir. Bu söylemini ise Solon ile desteklemektedir. Sayısız hikâye ve kurguya konu olan kayıp şehrin hikâye babası ise yine Platon’dur. Tarihsel spekülasyonlar; ezoterik, felsefi ve hatta okültist kurgular, maceralar ve moral ütopyaları da bulunmaktadır.

    Arkeologlar ve jeologlar Atlantis’e 19. yüzyılda kanca atıp, somut bir veriye ulaşamamışlardır.

    Azteklerin “Aztlan” söylencesi ve Mayalara ait olan sular altında kalmış bir adayı gösteren kabartması akıllara yine Atlantis’i getirmektedir. Bir dönem ise Portekizliler tarafından keşfedilen üzerinde bir başpiskopos ve altı piskopos bulunan, her birbirinin kendi devletleri olan “Yedi Devlet” adını alan ada Atlantis ile ilişkilendirilmiş ve daha sonrasında konumu kaybolmuştur. Yıl 1621.

    Yine Platon’a dönüp Atlantis’in nasıl ortaya atıldığına bakmak gerekir. Hayatının sonlarına doğru üç diyalog kaleme alınmıştır. Bunlardan tam metin olarak günümüze gelen Timaios Atlantis’ten bahseden ilk diyalogdur. Burada Atlantis’in konumu, medeniyeti, idaresi ve ordu şekli kaleme alınır ve Atina ile savaştırılır. Sonunda Atina galip gelir ve kibir ile insanlıktan çıkan Atlantis ise Tanrılar tarafından cezalandırılır. Cezalandırma Homeros’un İlayda’sında Akhalar için kurulan duvarın Atlantis içinde kurulduğudur. İkinci diyalog olan Kritias ise günümüze eksik olarak gelmiştir. Burada ise Platon’un ideal devlet yapısı Atlantis üzerinde anlatılır. Mükemmeliyetçi Atlantis’e Tanrısal sıfatını ekler ve “Devlet” isimli kitabında yer alan birçok hipotez, öğreti Atlantis için vurgulanır. Üçüncü diyalog olan Hermocrates ise tamamen kayıptır. Platon’un Atina’yı dizginlemek ve olası felaketlerden uzak tutmak için Atlantis kendi icadı, asla varlığı olmayan alegorisidir. Öğrencisi olan Aristoteles ise Atlantis için “Onu yaratan da, yok eden de aynı kişidir.” demesi bu hipotezi desteklemektedir. Biraz daha kafa yorulduğunda ve Platon’un eserlerine tabi kalındığında bu durum; “cennete geri dönme özlemine ya da mükemmel halkı örneklendirmeye, belki de Atina halkının mitlere olan inancını daha da perçinlenmesine” yarayan savdır.

    Atina, Sparta ve Yunan halkları her zaman mükemmel insan ırkını yakalamak için uğraşmışlardır. Özellikle Sparta bu konu da diğerlerinden bir tık öndedir. Çocukları doğduklarında şarapla yıkar ve vücutlarında en ufak bir sorun olanları ölüme terk ederlerdi. Mükemmel ırkı yakalamak için zinayı meşru kılar ve bu konuda halkları desteklerlerdi. Özellikle Kanun Koyucu Lykurgos bu amaca hizmet etmiş ve sayısız reform ile yasayı haklarına sunmuştur.

    Atlantis’in ilham edildiği en bilinen kitap ise Jules Verne in Deniz Altında 20 000 Fersah adlı eseridir. Kitap dünya klasikleri arasında yerini almıştır. Beyaz perdeye baktığımız zaman ise 2001 yılında Disney tarafından animasyon olarak yapılan Atlantis: Kayıp İmparatorluk’tur.

    Konum olarak bazı savlar ise bizim Çanakkale’mizi göstermektedir. Birçok eserde yine Atlantis’in Troya olduğu belirtilmektedir. Son dönem yapıtlarından olan ve Gisbert Haefs in kaleminden düşen Troya dır. Bunların dışında ise farklı bir Kayıp Kıta olan Mu’yu Mustafa Kemal’in bir komisyon kurarak araştırmak istemesi ve MU’nun Türklerle ilişkilendirilmesi Mustafa Kemal’in bilinmeyen yönlerini ve dahi merakını bizlere göstermektedir.

    Okuduğumuz kitap 79 sayfa ve resimli bir şekilde bizlere Atlantis hakkında çok sağlam kaynaklarıyla beraber bilgiler sunmaktadır. Çevirisi ise harikulade ve okuyucuyu asla sıkmayacak bir dildedir. Gerek merak gerek ise bilgi olarak okunacak naçizane kitaplar arasındadır.

    Sonuç olarak Atlantis asla bulunamayacak bir mit olarak dünyamızda varlığını sürdürecektir. Gerek inanalım ya da inanmayalım bu tür gizler bize her zaman bizlere heyecan verecek ve takibini yaptıracaktır. Bu hususta Platon’u ayakta alkışlamak istiyorum.

    Sözün özü; ben kitabı aşırı derece sağlam kaynaklara dayandırılmış ve layıkı ile araştırılmış buldum. Gözü kapalı küçük dostlarımda dâhil herkesin okuyup, seveceğine inandığım bir eserdir.

    Sevgi ile kalın.