"Daima tenha zamanlardaki üzüntülü halimde akmakta olan gözyaşlarımı şimdi size gösteriyorum. Bana yaşattığı bu kadar acıyla, bu kadar ihanetiyle beraber yine sevmiş olduğum o adamın muhabbetine karşı beni durduran mesele, o adamın benim yanımda başka bir kadını sevdiğini söylemesi, o başkasına olan aşk ve sevdasını anlatması oldu. Oh! Bu hakaret bir kadın için unutulması mümkün olmayan şeylerdendir. Sevmekte olduğumu görüyordum. O halde gönlümden iğrendim. Böyle gönlü ben de ezerim dedim."
Bedia'nın da göğsü bir çobanın gaydası, bir armonika körüğü gibi şişmekte, içine dolmuş olan hava yahut Hazret-i Mevlana'nın, "Âteş est în bâng-i nây u nîst bâd / Her ki în ateş nedâred nîst bâd" dediği ateş gibi bir şey ağzından çıkmak istiyordu.
Mesnevi'de dokuzuncu beyit: "Bu neyin sesi ateştir ve hava değildir / Her kimde bu ateş yok ise, yok olsun."