─ senin ülkende de, leyleklerin çocuk getirdiğine inanırlar mı?
─ inanırlar sarah.
─ bizim leylekler sadece şiddet ve ölüm getirdi. yazık, yoksa hiç itirazım olmazdı.
─ neye itirazın?
─ çocuğa. senden çocuklara.
heyecan bedenime ateşten bir yılan gibi ağdı. bir sıçrayışta kalktım, yanık ellerimi cam bölmeye dayadım. haykırdım. "sarah!" vahşi kadınım gözlerini yere indirdi, burnunu çekti. birden kalkıp fısıldadı.
─ kaybol louis. acele et, kaybol buradan.
oysa kaçan, arkasına bakmadan kaçan oydu. modern bir euridike gibi, gök mavisi tahtadan bir cehennemin içine doğru.
çünkü ben bu dünyanın nasıl bir yer olduğunu görünce üstüme öyle bir hüzün çöktü ki altında bir çiçek gibi ezildim. onun için de bu masmavi dünyada ne kokum kaldı, ne de rengim. ben bir defterin iki sayfası arasında değil, milyonlarca insanın arasında kurutulmuş bir çiçeğim.