balık: sütlaç tarifi falan vereyim en iyisi
lv.: sevmem
balık: aa
balık: sen ne seviyorsun acaba
lv.: tesnimi
balık:sen tesnimi yiuor musun awq
lv.: yeri geldiğinde
balık: vay anam babam be
kesikler acır, düzelmesi birkaç hafta alırdı, ama umrumda bile değildi. onlar bir kez daha göz açıp kapayıncaya kadar geçen, nefis bir mevsimin anılarıydı.
kamptaki komşum şehit eşi. yafa adında küçük bir kızı var. çadırda asılı kocasının büyük bir resmi var. her gece yafa uyumadan önce resimle konuştuğunu duyuyorum. bazen 'seni seviyorum' diyor, bazen 'özlüyorum' diyor, bazen de 'yafa sana kırgın'. bu gece onun şöyle dediğini duydum 'babacığım, her gün allah'a beni sana getirmesi için dua ediyorum ama olmuyor. madem onunla berabersin de ki, yafa'yı bana getir. iyi geceler..'
waad abu zaher.
hikâyeyi beğenip beğenmediğini sormak üzereydim ki, hasan alkışlamaya başladı. "ne yapıyorsun?" dedim. "bu bana epeydir okuduğun en iyi öyküydü," dedi, hâlâ alkışlayarak. güldüm. "gerçekten mi?"
"gerçekten."
"bu.. büyüleyici," diye mırıldandım. ciddiydim. bu.. öyle beklenmedik bir şeydi ki. "emin misin, hasan?" hâlâ alkışlıyordu. "harikaydı, emir ağa. yarın biraz daha okur musun?"
"büyüleyici," diye yeniledim; soluğum kesilmişti, bahçesinde hazine bulan biri gibiydim. yokuşu inerken, düşünceler kafamda şaman'daki havai fişekler gibi patlıyordu. epeydir okuduğun en iyi öykü, demişti. Ona bir sürü öykü okumuştum. Hasan'ın bir şey sorduğunu duydum. "ne?" dedim. "büyüleyici ne demek?" güldüm. onu sımsıkı kucakladım, yanağına bir öpücük kondurdum. "hey, neden yaptın bunu?" diye sordu; şaşırmış, kızarmıştı. sırtına dostça bir şaplak indirdim. gülümsedim. "sen bir prenssin, hasan. sen bir prenssin ve ben seni seviyorum."