Belki de dünyada sadece onun yanındayken
kendimi hâlâ yalnız hissedebildiğim için böylesine garip bir
dostluğumuz var. Birbirimize anlatacak hiçbir şey yok ve her şeyimiz
var. Ve aynı zamanda, o kadar da umursamıyoruz ki söylenenleri,
olanları, aynı odada bulunduğumuzu bile unutabiliyoruz.
Onu sevdiğimi söyleyemem çünkü duygularım yok ama hayattaki
tek bağımlılığım olduğunu itiraf edebilirim... Yoruldum. Çok
yorgunum... Yeryüzüne inme zamanı.
Sosyal devlet dedikleri, bana kalırsa Gestapo düzeninden başka
bir şey olmayan sistemleri, sokakta biri düştüğünde ambulans
gelene kadar, yerde yatanın kendileri olmadığı için şükretmelerinden
ibarettir.
Fikir satmak, herkesin oturup düşündüğü
takdirde erişebileceği kavramları şekillendirip, ambalajlayıp
pazarlamak, herhangi bir sahtekârlıktan farksızdı benim
için. Dolayısıyla matbaadan çıkan kayda değer tek ürünün ansiklopedi
olduğuna inandım. İhtiyacım olan salt bilgiydi. Ve o bilgiyi
aldıktan sonra ne yapacağım sadece beni ilgilendirirdi. Bir de gidip
o bilgi karşısında X yazarın ne hissettiğini bilmem gerekmiyordu.
Ben yeterince hissediyordum. Hatta bütün dünyaya yetecek
kadar!..
Yoğunlaşma bazı sorularla başlıyordu. Yaradılışımı, geleceğimi,
çevremi, insanların farklılığını, duygularımın çeşitliliğini
sorguluyordum. Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım.
Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu
fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar
dahi yalnız kalmayacağımı anladım.