Tolstoy'un "İvan İlyiç'in Ölümü" romanı, ruhsal ıstıraplar, yalnızlık ve çaresizlik temalarıyla doludur. George Steiner, bu romanı Dostoyevski'nin "Yer Altından Notlar"ına benzetir. Tolstoy'un etik anlamda kahramanlarına yaptırdığı iç hesaplaşmalar, Dostoyevski'nin mantıksal çatışkı ve akıldışı insan figürlerine benzer. Bu iki yazar, insanın çaresizliği söz konusu olduğunda trajik kavramını benzer niteliklerle oluşturur.
Kitaba dışarıdan bakıldığında bir adamın ölümünü sade bir dille anlattığı görülür. Ancak Tolstoy bu adamın yaşantısını, ailesi içinde ve arkadaşları arasında umutsuz, ıssız bir adaya çevirir. İçerisinde riyakârlık, çıkar ilişkileri, sıkıcı törenler, kâğıt oyunları, sonradan görme çirkin mobilyalar bulunan ıssız bir ada.
Kitaba adını da veren İvan İlyiç hayatını çalışmaya, itibar sahibi olmaya, kendince doğru şekilde yaşamaya adamış saygın bir hakimdir. Ailesinde kardeşleri arasında parlayan, zeki, kibar ve eğlenceli olan çocuktur. Eğitim hayatının ardından topluma göre uygun bir evlilik yapmış, üst kademelerinde görev yapan kişilerle dostluklar kurmuş, ciddi ve titiz çalışmaları sayesinde çalışma hayatı boyunca çeşitli mevkilerde görev yapmış ve bulunduğu mevkii gün geçtikçe yükselmiştir. Bu yükseliş sürecinde üst kesim ile görüşebilmek adına diğer tabakadaki insanlarla arasına mesafeler koymuştur.
Evliliği başlarda muntazam ilerlerken çocuk sahibi olmalarının ardından bu mükemmellik ona adeta bir ayak bağı olmuştur. Gün geçtikçe ailesinden kopmuş, kendini işine daha çok vermiş ve ailesinden de giderek uzaklaşmıştır. Ailesinden uzaklaşması, dejenere iş arkadaşlıkları onu adeta bir makineye dönüştürmüştür. Öyle ki ölüm haberini alan arkadaşları anında mevkii değişiklikleri hakkında kafa patlatmaya başlamış, hayatının son bulmasına yakın tüm ailesi