Esassız ve daha yüce anlamıyla hakikatsiz bütün ifadelere dünya neden bu kadar tekinsizce iltimas ediyordu? “Ancak yalan söyleyince bir adım ilerleyebiliyorsunuz”
“Haksızlık,” der Moosbrugger, “vahşiliğimin temelinde bu olmalı. Saf bir insan olarak mahkeme karşısına çıktım ve hakim beyler zaten her şeyi bileceklerdir diye düşündüm. Ama hüsrana uğradım!”
“Kanlı ellerinizi niye temizlediniz? - Bıçağı neden fırlatıp attınız? - Suçu işledikten sonra neden temiz çamaşır ve kıyafetler giydiniz? - Pazar günü diye mi? Kan bulaştığı için olmasın? - Ertesi akşam neden eğlenip dans etmeye gittiniz? Demek işlediğiniz suç bunu yapmanıza engel olmadı? Hiç mi pişmanlık duymadınız?”
Bir akıl ne kadar iyiyse onun içinde görülebilecek şey de o kadar az olur. Bu yüzden de tamamlanmadığı müddetçe düşünce, alabildiğine acınası bir olgudur, beynin kıvrımlarının kolik olması gibi bir şeydir bu ama düşünce tamamlandı mı, artık insanın yaşadığı düşüncenin şeklinde değildir, düşünülmüş olanın şeklini alır, maalesef bu da gayrişahsi bir şekildir, çünkü düşünce bu safhadan sonra dışarıya döner ve dünyaya aktarılmaya hazırlanır.