• 318 syf.
    Amin Maalouf'un Semerkant romanı kendi içerisinde 4 ayrı “kitap”tan oluşuyor.

    Birinci kitap: Şairler ve Âşıklar,
    İkinci kitap: Haşşaşiyun Cenneti,
    Üçüncü Kitap: Bin yılın Sonu,
    Dördüncü Kitap: Denizde bir şair.

    İlk iki kitap özetle -Semerkant'ı keşfe giden Ömer Hayyam'ın karıştığı bir kavga sonucu kadının huzuruna çıkışını ve ünlü eseri Rubaiyet’i nasıl yazmaya başladığını, Hasan Sabbah ve Nizamülmülk ile karşılaşmasını; bu üç karakter arasında gelişen, zaman zaman yüksek gerilim dolu ilişkilerini, o yıllarda cereyan eden tarihi olayları yani Alparslan'ın Malazgirt Savaşı ile Anadolu'ya girişi, Selçuklu Devleti'nin en parlak dönemini ve diğer yandan Haşhaşilerin bölgeye korku ve dehşet yaydığı dönemi- tarihsel bir dil ile anlatır.

    Son iki kitap özetle - Bin dokuz yüz'lerin başında, Ömer Hayyam’ın Batı tarafından keşfedilişini Amerikalı araştırmacı Benjamin Omar Lesage'nin İran'a gelip Ömer Hayyam'ın el yazması Rubaiyet’ını arama macerasını ve İran'ın yakın geçmişinde meydana gelen tarihi olayları- anlatır.

    Karakterler:

    Ömer Hayyam: Nişaburlu bilge, filozof, şair, matematikçi, astronom. Burada Rubaiyet’ini oluşturma süreci anlatılmış. Rubailerinde hayatın boşluğundan, şaraptan ve eğlenceden bahsetmiştir.

    Cihan: Hayyam’ın sevgilisi. O da rubai yazıyor, okuyor. Sarayda Han’ın karısının üzerinde etkisi oldukça büyüktür.

    Ebu Tahir: Semerkant’ın kadısıdır. Hayyam’a bilim adamı kimliğinden ötürü çok saygı duyuyor. Hayyam'ın rubailerini yazdığı boş kitabı hediye eden karekterdir.

    Nizamulmülk: Devrinin en büyük devlet adamı. Ülkesini refaha erdirecek projeler yapmaktadır. Fakat sonra hükümdarla arası bozuluyor. Terörist Örgüt Haşhaşiler tarafından hançerlenerek öldürülüyor. Sonrasında kaos hüküm sürmeye başlıyor.

    Hasan Sabbah: Zekası ve ilmi ile döneminin en büyük bilginlerindendir. Ne var ki bu kabiliyetlerini kötü yönde kullanmış. Kurduğu terör örgütü Haşhaşilerin birçok suikastte ve katliamda parmağı var.

    Melikşah: Selçuklulara en parlak dönemini yaşatan hükümdardır. Lakin devleti hanımı Terken Hatun’un direktiflerine göre yönetmiş.

    Benjamin Omar Lesage: Aslında bütün roman
    bu karakterin ağzından aktarılıyor. Adını aldığı Ömer Hayyam’ın Rubaiyet’i etrafında yaşadığı maceralar ve kitabı Titanic’te kaybetmesini kendi ağzından okuyoruz.

    Şirin: İran Şah’ının torunu olmasına rağmen Batılılaşmayı ve modernleşme çabalarını desteklemiştir. Benjaminle duygusal anlamda ilişkileri olmuştur.

    Cemaleddin Afgani: Ünlü İslam düşünürü ve ilim adamıdır. Benjamin’i Rubaiyet’e yönlendiren şahıs da yine o dur.O da İran’ın modernleşmesini savunmuş, Şah rejimine muhaliftir.

    Son derece akıcı bir dil ile yazılmış olan bi eserde yazarın üslubu hem çok edebi hem de çok açıktı.
    Çevirisi de son derece başarılıydı. Teşekkürler.
  • 536 syf.
    ·2 günde·9/10
    Putlar Yıkılırken, merkezinde Nazım Hikmet Ran’ın olduğu bir roman olsa da biyografik bir eser olduğu düşünülmemeli. Eserde Nazım Hikmet Ran’ın hayatının tamamı değil daha çok 1929 - 1945 yılları arasında yaşadıkları anlatılır. Romanda Nazım Hikmet Ran ağırlıklı olarak siyasi kişiliği ve yazar - şair kimliğiyle ele alınmıştır.

    Romanda olayların gelişimi Nazım Hikmet’in siyasi mücadelesinde yoldaşı olan Ömer ve Leyla adında iki kurgusal karakter aracılığıyla sağlanır. Bu iki karakterin öyküsü Nazım Hikmet’in yaşadıklarını geri planda bırakacak şekilde verilmiştir. Diğer kişiler ise edebiyat, siyaset gibi alanlarda varlık gösteren Sabahattin Ali, Suat Derviş, Reşat Fuat Baraner, Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel, Yakup Kadri, Nihal Atsız gibi gerçek kişilerdir.

    Romanın arka planında 1929 yılından 1961 yılına kadar uzanan tarihi gelişmeler vardır. TKP’nin faaliyetleri, Almanya, İtalya ve İspanya’da yükselen faşizm, Hitler’in liderliğindeki Almanya’nın işgalleri, İkinci Dünya Savaşı, Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sırasında izlediği politika, Stalin’in katliamları kitapta değinilen tarihi ve siyasi olaylardan bazılarıdır.

    Romana adını veren hadise ise Nazım Hikmet Ran’ın Resimli Ay dergisinde yayımladığı “Putları Yıkıyoruz” adlı yazı dizisidir. Bu yazılarda başta Abdülhak Hamit Tarhan olmak üzere bazı yazarlarımız eleştirilir. Bu sebeple Nazım Hikmet Ran karşısında Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi Milli Edebiyat anlayışının temsilcilerini bulur. İki grup arasında sert tartışmalar yaşanır.

    Romanın kurgusal karakterleri Ömer ve Leyla ise Nazım Hikmet Ran’dan etkilenip TKP’ye katılan iki gençtir. Her ne kadar zamanla Nazım Hikmet TKP’den ayrılmak zorunda kalsa da bu iki genç hem Nazım abilerine hem de komünist harekete bağlılıklarını sürdürmüşlerdir. Devlet tarafından zararlı olarak görülün komünizm hareketi ve sert dili sebebiyle Nazım defalarca hapise girip çıkmıştır. Leyla da siyasi eylemleri sonucunda gözaltına alınıp işkencelere maruz kalmıştır. Ömer ise şans eseri polise yakalanmaktan kurtulmuştur.

    Romanda kurgusu ise 1961 yılında Ömer ve kızı Ümit’in Paris’te uzun yıllar boyunca görmedikleri Nazım Hikmet’in imza gününe katılıp iki adamın
    1929 - 1945 yılları arasını kapsayan geçmişlerini yad etmeleri üzerine kurulmuştur.

    Tarihi gerçeklerin kurgusal kişiler yardımıyla ve tarihte geriye dönüşlerle (flashbeck) verilmesi okurlara sürükleyici bir okuma imkanı vermektedir Putlar Yıkılırken
  • 432 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Timuçin'in, tüm Asya'nın han'ı olmasını bizleri Gobi Çölü ve etrafındaki öz coğrafyamıza ruhen götürürcesine kaleme almış bir başucu eseri. Tarihi roman değil de tarihin bizzat kendisini okuyorsunuz sanki. Kutadgu Bilig'den ve birçok eski kitaptan, kadim ozanlardan alıntı yapılarak anlatım zenginleştirilmiş. 1227 senesinde dünyaya veda eden Cengiz Han; tüm kaleleri fethetmiş, taş üstünde taş bırakmamış, şehirler ona biat etmiş, hayalini kurduğu büyük ve merkezi Moğal İmparatorluğu kurmuştur. Hazar'dan Pasifik'e kadar uzanan sınırları bitişik koca bir devlet...
    Cengiz Han'a geçit vermeyen tek kale ise Umay'ın yüreği olmuştur. Asya'nın büyük fatihi, tüm yaşamı boyunca düşlerinin soylu ve gizemli Umay'ını bulamamıştır. Lâkin, bu hâyalin ebedi dünyada tek hakikat olacağını kim inkar edebilir ki?
  • 240 syf.
    ·Beğendi·7/10
    Tarihi nitelikte roman ve kişiliklere ilgi duyanlar için eksra güzellikte bir eser.
    Olaylar 1660 yıllarda geçmekte babasının geçirdiği bı kaza sebebiyle gözlerini kaybetmesi evin büyük kızı Griet e sorumluluk yüklemektedir . Ailesine yardımcı olmak için ressam vermeerin evinde hizmetçilik yapamaya başlayarak siler katılmış olur.
    Ressamimiz John Vermeer on çocuğu, eşi ve kayınvalidesi ne yaptığı resimleri satarak bakmaya çalışmaktadır.
    Evin hanımı 16 yasindaki Grietten hoslanmamkta kocasının atölyesine kendisinin giremezken kızın temizlik için bile olsa girmesine sinir olmaktadır bu yüzden kızımız bu işleri gizliden yapmaya uğraşır.
    Ressam vermeerin dostunun eve gelip grieti çok beğenip resminin yapılmasını istemesi üzerine olaylar daha karışık hale gelir mecburen kabul eden Griet bunu gizlice yapmak zorundadır . Bunu hiç istemese sahibi ressam vermeere olan aşkı ona bu cesareti verir. En önemli detaylardan biri de hem ressam vermeerin hem de grietin hiç konuşmadan aşklarını itiraf etmiş olmalarıdır yaşandığı dönemin özellikleriyle birlikte verilen eser güzel bir yolculuğa çıkma imkanı gibiydi
    İyi okumlar
  • 336 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    Bugüne kadar okumadığım için hayıflandığımı itiraf ediyorum. Tomas, Teresa, Sabina, Franz ve köpek Karenin üzerinden arka planda Ruslar tarafından Çekoslovakyanın işgali işlenirken ön planda aşk, cinsellik, sanat, tepki, sadakat, siyaset, aile yaşamı ve beni en çok etkileyen hayvan-insan varlığı üzerinden işlenen sevgi sorgulaması, hayvan sevgisi ve ötenazi işleniyor Yoğun tarihi , mitolojik, felsefi bilgi akışı içinde yazarın zaman zaman karakterler hakkında düşüncelerini de ilettiği farklı bir roman okuyorsunuz.
  • 594 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Beni ağlatan nadir kitaplardan. Bu yorumumdan hareketle kitabın sadece kuru bir dram ve gözyaşı seli olduğunu düşünmeyin sakın. Bu düşünce yazara ve eserine haksızlık olur. Bu roman, çok sağlam bir drama sahip olsa da içeriği çok zengin. Zaman zaman hüzünlendiren ama gülümsetmeyi de başaran bir kitap. Düşündüren, sorgulatan, yakın ve uzak bazı tarihi olaylarla size beyin jimnastiği yaptıran muazzam bir roman. Kitaptan sıkılmayı bırakın bir anlık dikkat kaybetmeyi bile başaramayacaksınız. Olaylar öyle güzel sarıp sarmalanmış ki kusursuz bir tablo gibi bir kitap çıkmış ortaya. Ben çok beğendim. Benden sonra kardeşim başladı ve şuan iki yüzlü sayfalarda kitabı elinden ve dilinden düşürmüyor. Ailecek bu kitabı sevdik yani.
  • Bunlar da öbür krallar gibi olduklarından başka görünmeğe meraklıdırlar. Tarihi değiştirir, efsaneler uydururlar.