• 232 syf.
    ·10/10
    Yavuz Sultan Selim'in nasıl "Yavuz" sıfatına müstehak olduğunu anlatan tarihi bir roman. İçinde yanlış bilinen olayların, gerçeğini doğru bir dille ince ince anlatılışı da ayrıca muazzam. Tavsiye ederim bilhassa Osmanlı aşıklarına :)
  • Sevgiliye mektuplar:
    "Sahanda yumurta vardı... yanında ayran!"
    "Eli tabancasının kabzasına gitti..."
    "Kurşunun biri kafasını sıyırdı," diğeri kim bilir neresini!
    "Arkadaşımın gümüş tabakası..."
    "Şimdi temizlikçi girdi odaya."
    "Şimdi delikten baktı, bir dakika!"

    Çok sahici mektuplar doğrusu, ne dersiniz!
    Sevgili mektupları okurken, bir yandan da tarih öğreniyoruz!
    Araya 3-5 de Osmanlıca kelime serpiştirirseniz, işte size Meşrutiyet dönemi romanı!
    Adı: Elveda Güzel Vatanım
    İlk Baskı: 250.000

    Hangi mektup roman yazarcasına bunca ayrıntıyla doludur acaba? Üstelik de sevgiliye mektup.
    "Roman yazma hayali"nden bahsediliyor gerçi kitapta, durumu kurtarmış mıdır acaba bu?

    Tarihi bilgi ediniyoruz, tarihsel kişileri tanıyoruz, cumhuriyetin kuruluş sürecindeki kimi ayrıntıları öğreniyoruz.
    Diğer yandan, bunun masumane bir aşkla süslendiğini görüyoruz. (Her romanda böyle bir aşk olmalı mıdır?)
    İki açılı bir kitap olması, yani hem Meşrutiyet dönemi hem de cumhuriyetin ilk yıllarının anlatılması, eseri tek düzelikten kurtarıyor, kısmen canlı tutuyor.
    Yine de ayrıntılara boğulmuş bir kitap; kayboluyorsunuz.

    Cümleye bağlaçla başlanmaz diye biliyorum ama pek çok yerde "ve" ile başlanmış. Yanılmıyorsam, bazı durumlar hariç "ki"den sonra virgül konmaz ama bu kitapta bol bol kullanıldığını görüyoruz. Yazarın işi değil tabii bunlar.

    Biraz haksızlık mı yaptım Ahmet Ümit'e?
    Şunu özellikle sevdiğimi belirtmeliyim: Roman baş kişisinin sigaraya karşı iradesi güzel işlenmiş.

    Sonuç olarak, artık hep aynı betimlemelerden, aynı aşklardan, benzeri kurgu ve kitaplardan sıkılmış biri olarak kitap eleştirisinde doğru bir ölçüt değilim.
    Tarihi roman sevenler, aşksız kitap olmaz diyenler için güzel bir kitap olabileceğini düşünüyorum.
    Ahmet Ümit, Türkiye'nin belki en iyi polisiye yazarıdır ama bu kitap farklı bir tür; son not olarak da bunu düşelim.
  • Sofie'nin Dünyası Felsefeye ilgi duyanlar için iyi bir başlangıç kısaca felsefecilerden bahsediyor felsefe tarihi üzerine bir roman
  • 350 syf.
    ·19 günde·Puan vermedi
    Sürükleyici bir tarihi roman. Zengin betimlemelerle Mısır ı gayet güzel canlandırıyor gözünüzün önünde
    2. Kitap daha hareketli geçecek gibi görünüyor hadi bakalım
  • 526 syf.
    ·22 günde·Beğendi·7/10
    Hikayemiz 1439 yılında başlıyor. Ana karakter olan Lupo'nun tarihin akışında nasıl yer edindiğine ve Lupo'nun hikayenin içersine tarihte yaşanmış olayların nasıl serpiştirildiğine tanıklık ettiğimiz, son derece akıcı ancak neredeyse hiçbir olayın geçiştirilmeden aktarıldığı güzel bir tarihi roman olmuş.

    Kitapta -henuz detayını araştırmadığım- bir eleştirim var. Bektaşi dervişlerinin Hz. Ali'yi peygamber olarak gördüğüne dair geçen yerleri hoş karşılamadım.

    Bunun dışında bu kitap benim için güzel bir deneyim oldu diyebilirim. Ancak üzücü bir nokta var. O da kitabın 6 cilt olarak planlanmış olması ve sadece ilk iki kitabının çıkmış olması. Bununla birlikte ikinci kitap çıkalı da epey vakit olmuş.
  • 208 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Ahlat Mezar Taşlarındaki sessiz ağıtlar, ağıtlar arasına dedeler tarafından torunlarına iletilmek üzere serpiştirilen ve her kuşağın bir sonraki kuşağa aktaracağı kutsal bir göreve ilişkin gizemli emanetler ve yalnızca seçilmiş koruyuculara yolu gösteren şifreler üzerine arkelojik bulgu ve tarihi araştırmalar üzerine kurgulanan tarihi polisiye roman.
    Dan Brown, İskeder Pala ve Ahmet Ümit tarzı sevenlerin bu kitabı severek okuyacaklarını düşünüyorum. Hatta özellikle Farsça ve Osmanlıca okuyabilenlerden yolu Ahlat'a düşenlere, tarihi Ahlat mezar taşlarına baksınlar derim. Kimbilir oradaki herhangi bir mezar taşındaki bir sır asırlara direnerek seçilmiş koruyucusuna geçmişten gelen sır mesajı iletmek üzere sizi bekliyordur. Ne diyelim, her yıl yapılan ( 23_25 Ağustos 2019) Ahlat şenlikleri gitmek için bahaneniz olsun....
  • 416 syf.
    ·67 günde·Beğendi·6/10
    Bir halkın yurt kurma mücadelesini anlatıyor. İngiliz manda rejimi altında yaşarken, Ortadoğu tabir edilen bölgenin siyasi ikliminin de etkisiyle alttan alta teşkilatlanma ; yerleşim yerleri kurma ve bunları korumak için yapılan mücadele. İsrail devletinin kuruluş aşamasında, bir bölgede yaşanan değişimleri, İngilizlerin iki tarafı yani Araplarla, Yahudiler arasında tampon bölge oluşturmasını ve iki tarafı gücendirmeden işi götürmeye çalışmasını ve Yahudilerin artık canına tak etmesi üzerinden kurgulanan tarihi kurgu roman okuyoruz.

    Exodus (Eksodüs), Leon Uris'in 1958 yılında yayımlandıktan 2 yıl sonra 1960 yılında Türkçeye çevrilen romanıdır. Bir halkın bir devlet kurma mücadelesi anlatılır. İsrail devletinin 1948 yılında kurulmasına giden yol anlatılıyor.

    Kitap, İngilizlerin kontrolü altında bulunan Kıbrıs adasında başlar. 2. Dünya Savaşı sonunda Avrupa'dan kaçan ya da göç eden Yahudilerin bir yurt kurmak için şu an yaşadıkları yerlere gitme mücadelesini anlatmaya başlar. Bunun da deniz yoluyla ilk ayağı, Kıbrıs'da bulunan İngilizlerin toplama kampları. Deniz yoluyla yakalanan Yahudiler bu toplama kamplarında tutulur ve kurgu da burada başlar. Aşk, macera, savaş, gazetecilik, hayatta kalma mücadelesi ile konu ilerler. Bir tarafta Amerikalı hemşire ile diğer tarafta Yahudi yer altı teşkilatında gönüllü kişi arasında geçen aşk da kitabın içinde yer alır. Kıbrıs adasında gizlice teşkilatlanan Mossad'ın hem Filistin'e Musevileri güvenli bir şekilde taşıması hem de kendilerini afişe etmeden yaptıkları anlatılır. Kıbrıs adasından kendilerini götürecek tekneye bir isim ararlar ve sonunda 'Exodus' adını verirler.


    İngilizlerin Ortadoğu'da Filistin bölgesinde Arapları kızdırmamak ve küstürmemek için ikili oynamasının yansımasını okuyoruz. İngilizler kendi çıkarları için hem Arapları hem de Amerikalı Musevileri kızdırmamak için orta yol bulur. Siyaset kaçınılmaz olarak her yerde.

    Kıbrıs adasındaki toplama kamplarında yaşananlar ayrıntılı bir şekilde işlenir. Kitap geri dönüşlerle Polonya ve Almanya'da yaşanan gelişmeleri tarih ve yer belirterek anlatılır. Uzun uzadıya özellikle Polonya ve Varşova gettolarında yaşamaya mahkum edilen Yahudilerin yaşamına konuk oluyoruz. Günlük hayatlarına ya da hayatta kalma mücadelelerine tanıklık ediyoruz. Gettoların ağır şartları altında hayatta kalma mücadelesi veren Yahudilere, Almanların yaptığı terör eylemi sürekli dillendirilir. Yahudiler de imkanlar dahilinde kendilerini savunmak için her şeyi kullanırlar. Gettolardaki yaşamı içerden okuyorsunuz. Kanalizasyon sisteminin dehlizlerinde ölüm ve yaşam arasındaki çizgide gidip gelenlerin hikayelerine dahil oluyoruz.


    Geri dönüşler olmaz mı? Olur. Konuyu daha anlaşılır kılmak ve anlatılan konuyla bağlantı kurmak amacıyla karakterler (ya da konu) eskiye döner ya da anlatıcı dönemi anlatarak konuyla bütünlük oluşturması sağlanır. Ama sıkıntı şurada ki, uzatıldıkça konudan kopulabiliyor ve okuyucu bazen bu şekilde uzatılmasını istemeyebilir.

    Araplar Yahudilere bataklık arazilerini satarak para kazandıkça, Yahudiler ise o bataklık arazileri kurutup tarım alanları inşa ederek kendilerine yurt edinirler.


    Romanın baş karakteri Ari Ben Canaan da, gizli Yahudi teşkilatının en önemli kişilerinden biri olup, Kıbrıs'tan, Yahudi mültecileri güvenli bir şekilde Filistin bölgesine ulaştırmayı amaçlar.

    Kudüs ve çevresindeki yaşamdan kesitler sunularak, okuyucuya var olan yapı ve orada bulunanların hayatları hakkında bilgi de sunuluyor. Kudüs'ün üç din açısından öneminden hapsedildikten sonra Musevilerin ibadet konusunda kendi aralarında yaşadıkları farkları da burada okuyoruz. Tarih, kurgu, gerçek kurgu, hayal kurgu iç içe geçmiş.

    Sadece bina, taş, toprak hikayeleri yok. Yaşamın içinden dini, kültürel, siyasi durumlarda ortaya konuluyor. Exodus, Filistin'e varışın hüzünlü öyküsüdür.


    Notlar:
    Kitabın çevirisi çok eski olduğundan okunması epey zor. Çünkü, hem kullanılan kelimelerin bir kısmının artık eskimiş olduğundan dolayı (teşne, lendüha, methal vb.) hem de baskı hataları yüzünden sağlıklı bir şekilde okunması zor. Şimdi internet elimizin altında olduğu için bilmediğimiz bir kelimeyi hemen öğrenebiliyoruz. Yıllar önce yayımlanmış bu kitabı şu an okumak sıkıntılı. O yüzden eğer bu kitabı tekrar basmak isteyen yayım evi varsa İngilizcesinden yeni bir tercüme yaptırmasında fayda var.

    Kitap 1958 yılında yayımlanıp, 1959 yılında ise ödül kazandıktan sonra 1960 yılında Türkçeye çevrilmiş.

    Olayların yaşandığı dönemle kitabın yayımlandığı zaman arasında fazla bir süre olmadığı için ve acılarda taze olduğundan dolayı ABD'de çok etkili olmuş . 1960 yılında sinema filmi çekilmiş. http://www.beyazperde.com/filmler/film-7121/

    Ezcümle: Yeni bir baskısı olursa tekrar okumak isterim. Ama bu baskıyı okumak epey zor. Hem kullanılan kelimeler hem baskı hataları hem de bazı kelimelerin tam çevrilmemesi okumayı zorlaştırıyor. Bu kitap, 17/09/2018 - 21/11/2018 tarihleri arasında okunup, 20 /3/2019 tarihinde inceleme yazısı siteye eklenmiştir.