Tarık şahman

Tarık şahman
@tarik82
Mesleğinin ve görevinin verdiği sorumlulukların bilincinde olan, aynı anda okumaya ve yazmaya çalışan, iki kitabı yayımlanmış, halen üçüncü kitap çalışması üzerine kafa yoran kitapsever.
uzman jandarma
üniversite
Hakkari
Nevşehir
34 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı

Tarık şahman

, bir kitap okudu
8/10
·416 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2024 3. kitabı
Charles Phillips
7.8/10 · 452 okunma
Reklam
Trablusgarp
Mustafa Kemal, kurmay heyetiyle kendi çadırında son hazırlıkları yapıyordu. Fehmi bir Fransız gazetecinin ordugâha geldiğini ve onunla görüşmek istediğini haber verdi. Aceleyle içeri aldı. Madam Kolaro, Jurnal de Nil gazetesinin muhabiriydi. Dünya Trablusgarp'ta gerçekleşen Türk mucizesine karşı kayıtsız kalmamıştı. Silahsız, askersiz karşılarında dünyanın en güçlü donanmasına sahip orduyu durdurmaları mucize gibiydi ve ilgi çekiyordu. Madam Kolaro ilk olarak bu mucizeyi sordu: "Bütün dünya Trablusgarp'ı konuşuyor. Siz daha ne kadar dayanabileceğinizi düşünüyorsunuz?" Mustafa Kemal, Fransız gazetecinin kurnaz gözlerine bakarak cevap verdi: "Türkler en zorlu zamanlarda bile topraklarını terk etmezler. Bu, tarihte asla görülmemiştir. Türkler ancak savaş meydanında mağlup oldukları zaman boyun eğerler. Daha uzun yıllar, İtalyanların para ve güçleri ne kadar yetecekse bu işgale, savaşmak ve onları kıyıda çakılı tutmak için gereken her şeye sahibiz." "Buraya gelirken dikkat ettim. Çadırlarınız, silahlarınız, hatta giyim kuşamınız hep İtalyan malı. Siz İtalya'nın müttefiki misiniz, yoksa onunla savaş mı ediyorsunuz?" Mustafa Kemal sorunun altında yatan ince nükteye karşı bir kahkaha attı. "İtalya bizim evimize haber vermeden gelen ve istenmeyen bir misafirdir. Eşyalarını birlikte kullanıyoruz." Şimdi gülme sırası Madam Kolaro'daydı. Mustafa Kemal, Teğmen Muzaffer'i çağırttı. Ve Eşref Bey'in mintıkasından cepheyi gezmesi için gazeteci hanıma rehberlik etmesini istedi.
Sayfa 244·Kitabı okudu
EPİLOG
Mensup olduğum millet, istiklâlini tarihin en asil ve zor bir ateş imtihanından sonra kazanmıştı. Fakat, diğer bir ideale de kavuşması gerekti. Böyle bir ideale kavuşmak için, insanlar tarihte sehpalarda, zincirler içinde ölüp giderler, sürgünlerde ömürlerini geçirirler. Onların imtihanını yalnız çekenler bilir. Onların savaşını hiçbir zaman alkış takip etmez. Alelâde, mütevazı askerler gibi gelip geçerler. Bu, tek başına kazanılmak için mücadele edilen gaye, hürriyet imtihanıdır. İstiklâl Savaşı'nın imtihanında en başta telâkki edilen ve sembol olan Mustafa Kemal Paşa vardı. İşte bundan dolayı onun devrinde eziyet çekmişlerin bile, kalplerinde daima bir yeri vardır. O, sonu gelmeyen hürriyet alanındaki çabalamaların bir sembolüdür. Türk milleti de diğer hür dünya milletleri gibi hür olacaktır. Burada Henry W. Nevinson'un şu sözlerini alıyorum: "Hürriyet denilen şey, biliyoruz ki, tıpkı aşk gibi her gün yeniden kazanılması gereken bir şeydir. Nasıl her gün aşk istersek ve aşkı kaybedersek hürriyeti de öyle ister ve kaybederiz. Hürriyet kavgası hiçbir zaman bit- mez, alanı hiçbir zaman sükûn bulmaz."
Sayfa 333 - Halide Edip Adıvar·Kitabı okudu
O gün, Alaşehir'in sarp yollarından inerken güneş doğmuştu. Şehir âdeta bir kül yığını gibi yanık sahalarla doluydu. İnsanların ve öküzlerin güçlükle çektikleri top arabalarının arasından atla geçmek zor oldu. Ne Yunanlılar ne de biz, ölülerimizi gömmeye vakit bulamamıştık. Türk ordusu, Türk şehirlerini ateşten kurtarmak için var hızıyla ilerliyor, Yunan ordusu ise, yaptığı bu tarihî yangınlardan süratle kaçıyordu. Türk ordusu şehirden şehire geçtikçe, hep bu yanık harabelerle karşılaşıyordu. Halk darmadağınık. Kadınlar aklını kaybetmiş gibi yerdeki taşları tırnaklarıyla ayırıyorlar. Halkın içinde korkunç bir kin hissediliyor. Cehennem dünyaya gelmiş gibi. İki millet, birisi yakıp yıkmış, ötekisi kurtarmak için hareket hâlinde. Hiçbirisi öbür tarafa zerre kadar merhamet göstermiyor. Sırtın eteğinde hayvanların sulandığı bir çeşmenin başında durdum. Gözlerimi ve kirpiklerimi örten tozdan etrafımı göremiyorum. Gırtlağım tıkanmış gibi. Oradakilerden biri Doru'yu yalağa çekti ve benim de mataramı doldurdu.
Sayfa 298 - Halide Edip Adıvar·Kitabı okudu