• Hikaye olarak başlayıp romanlaşan bir eser. Ancak yarım kalmış taslak olarak basılmış. Mantıklı bir açıklama buldukları sürece verilen emirle o kişileri öldürmeyi doğru bulan bir ekip. Kimine göre resmî kimine göre gayri resmî. Tabi her şey birisinin ekibin şefinin ölüm emrini vermesiyle başlıyor. Öldürmeye çalışanlar ve hep onlardan bir adım önde olan bir şef. Kızı güvendiği ve damadı olarak gördüğü bir adam üçgeninde geçiyor konu. Aynı zaman da etik ahlak doğruluk gibi kavramlar da sorgulanmış. Ben çok beğendim. Keşke yazar bitirebilseymiş. Nasıl bir son tasarlardı merak ettim. Kesinleşen bir son sadece bazı ihtimaller okuyucuya sunulmuş. Sanırım tamamlamak bize kalmış. Ben tabii ki mutlu sonla bitirdim. Her şeyin mutlu bir sona ihtiyacı var bence.
  • “Tutulmak bana göre değil. Verildi ağzımın payı. Can koymak gerek. Ne istiyor bu kadın benden? Rahat bıraksın. Oyalanmak istiyorsa, dolu ardına düşecek aç. Değil ama, biliyorsun, duyuyorsun. Benzerlik arama, geçirdiğin üç beş taslak serüvenden başka bir çekim bu. Anlamsız, uygunsuz tamam da, pişkinlikten üremeyen, belli. ...Tek yanlılığını üstlenirsen paçayı kurtarabilirsin. O değil savrulup dökülen, benim. Gem tutmaz, çocuk gönlüm! Ne ayak bağı, ne yüce ilgiler; seni, sana görelik paklar. Bil haddini sıvış. Kurşun kalemiyle yamuk çizilebilir ancak seninle, iz bırakmadan silinebilen..”
  • Lafı fazla uzatmadan direk konuya giriyorum sevgili Yaşar Kemal övgülü bu kitaba büyük bir heves ve beklenti ile başladım, beklentimi karşıladı mı derseniz hevesim kursağımda kaldı gibi bir şey böyle en sevdiğim limonlu be çikolatalı dondurmayı tam yemeye başlarken toplar külahtan yere düşmüş gibi hissettim.

    Sebep: Konusu gerçekten dikkat çekici ve güzel, anlatım tarzı da öyle ancak böyle güzel bir hava yakalamışken neden insanlara fazla "saf"görüntüsü vermiş, yani koyun gibi her söylenilene inanmış yalnış olduğunu bilselerde sorgulamamış. Üstelik bunların içinde Avukat, Doktor, Noter gibi mesleklere sahip insanlar var hem sonra kitabın başından beri başkanın gelmesi ile kötü şeyler olacağını devamlı dile getirmesi de bize kötü olaylar ne zaman başlayacak diye düşündürmüyor.Ha bide yazar karkateri ilgi çekiciydi onun geçmişini ise bir iki satırda geçiştirmesi de beni rahatsız etti oysa yazardan bahs ederken biraz daha romanı uzatıp heycanlandırabilirdi.

    Kitap gayet akıcıydı ve göndermeleri ile gayet güzel benim sitemim ise hani devamı olmalıydı dediğimiz kitaplar olur ya, bunun ikincisi de olmalı diye düşündüğümüz işte öyle bir sitem sadece :))

    Bana hissetirdiği tam olarak şu: Livaneli kafasında müthiş bir kurgu oluşturmuş bir çok yere aleni ve gizli göndermeler yerleştirmiş ve hemen taslak olarak bunu yazmış. Aslı çok daha uzun ve detaylı bir roman olacakmış.
  • "Ne istediğini bilememenin aslında son derece doğal olduğunu anlayıncaya kadar kızdı kendine.
    Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz. ...
    Karşılaştırma fırsatı olmadığı için hangi kararın daha iyi olduğunu sınamanın bir yolu yok. Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoruz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın? Yaşamın hep bir taslak gibi olması da bundandır işte. Yok, "taslak" da tam anlatamıyor demek istediğimi; çünkü taslak bir şeyin ana çizgileriyle belirmesi demektir, bir resmin az çok ortaya çıkmasıdır, yaşamımız dediğimiz taslaksa hiçbir şeyin taslağı değildir, bir resmin resme dönüşmeyecek ana çizgileridir.
    "Einmal ist keinmal," diyor Tomas kendi kendine. Sadece bir kere olan şey, diyor Alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır. Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez."
  • (...) Oysa okumasını bilen bir kimse, bir kitap, gazete veya dergide gerek şahsi ihtiyaçlarına, gerekse sosyal ihtiyaçlara cevap verebilecek bilgileri derhal seçmesini bilir. Bu şekilde öğrendiği bilgiyle, önceden kafasında oluşturduğu taslak ile bağ kurarak, öğrendiğini ya düzelterek yahut reddederek bir tavır geliştirir. Eğer karşısına o anda bir mesele çıkarsa, okumasını bilen kimsenin hafızası hemen senelerin bilgi birikimiyle harekete geçerek, belli bir kanaat ve fikir ortaya koymakta gecikmeyecektir. Neticede, o kişi söz konusu iki olay arasında akıl ve mantık yürüterek meselenin çözümünü bulmuş olur.

    Bir meseleyi düşünmek ve okumak bu şekilde anlaşılırsa bir mana ve değer ifade eder.
    Adolf Hitler
    Maviçatı Yayınları, 2018. Çeviren: Salman Uğurlu
  • Gençlik Kolları
    Enerji, hayatın her noktasında ihtiyaç duyduğumuz bir olgu. Ülkeler, insanlar bitki ve diğer bütün canlılar… Hepimiz enerjik olabildiğimiz ölçüde yararlı olabiliyor, daha fazla umutlanabilip, umutlandırabiliyoruz. Ve dolayısıyla gençlik; bu nimetten en fazla istifade edenler.. Şu an içerisinde olduğu yaş itibariyle gençler, artık gençlik dönemine usuldan kapı kapayan orta yaşlılar ve artık yazımıza konu olan şanslı zümreye genç diye hitap eden yaşlılar… Hepimiz yeterince kendisinden yararlanamadığımız o altın çağı o gençlik yıllarını yaşadık, yaşıyoruz… Hepimize eşit dağıtıldı ve hiç kimseye haksızlık yapılmadı bu konuda. Aynı fırsatlara sahip olabildik mi? Elbette hayır… Ama hepimiz de genç olduk… Dileyen dilediği kadar özgürce ve fütursuzca kullanabilsin diye , bitip tükenmeyen bir güç dönemi tahsis edildi hepimize.. Kimimiz ak saçlı çok düşünceli bitirdik bu dönemi, kimimiz yaşanmaz deyip bitimine kendimiz karar verdik, kimileri yapacak daha çok şeyim var deyip aşklarını, hayallerini, bir çok yaşayamadıklarını bir daha yaşanmama uğruna ertelediler. Başka bir hayat yaşadılar, ismini idealizm koydular.. Doğru yada yanlış…Çok sevdiğim bir gençlik portresi var hayalimde; ne tuvale çizebildiğim nede mısralara dökebildiğim…? Herkes kendi aklını beğenir.. Ben de.. Hatta en adil dağıtıldığına inandığımız bir olgudur. Neden mi?. Kimsenin kendisine arkadaşından, akranından , kendinden büyüklere yada küçüklere daha az verildiği için aklından yana şikayet ettiğine şahit oldunuz mu? Tabi ki hayır? Ancak eyleme dökülmeyen bu bilgelik, özgüven olarakta sadece taslak biçimiyle kalmakta… Ya çok hırçın agresif bir hoyratlıkla kendisinden korkulan bir yaş zümresi oluşturmakta yada pasifize edilmiş "ben bilmem başkası bilir" modunda bir kitle oluşturmakta. Ayrıca hiçbir şeye etki etmeyen , gerek kendi ve ailesinin yarınları ve gerekse de ülkesinin toplumunun milletinin yarını için hiçbir şeye müdahale etmeyen ancak konuşurken "ah ben olacaktım da" diyen sıvışmacı bir kitle. Tabiî ki yarınlarımız için bu güzel yaşlarının, gözünün yaşına bakmadan gençliğini en faydalı bir şekilde harcayan bir başka gençlikte var… İşte arzulanan gençlik, ideal gençlik. Elbetteki bilge olmalarını beklemiyeceğiz.. Her birinin yaşının çok ötesinde bir aklıselim içerisinde hareket etmelerini de. Bilmeliyiz ki en kalıpsal anlatımla, deli dolu çağlarındalar. Çağlamalarını istemeliyiz, bentlerini aşmadan. Durmadan akmalarını sağlamalıyız . Onlara akacak en güvenli yatakları bizler sağlamalıyız. Onların yükü çok ağır, bizler rahatlatmalıyız. Bağları sulayacak, bostanlar yeşertecek, doğayı yeşillendirecekler… Sonra içimlik su olacaklar, onlarla yıkayacağız bedenlerimizi.. Evlerimizi inşa ederken, kumunu onlar ile karacağız… Düğün, dernek, taziye, sabah öğle akşam, sahur, iftar sofralarımıza hep onlar su olacaklar… Evet, gençler su gibi aziz olmayı en fazla hak edenlerdir. Durgunluk ile gençlik tabirleri taban tabana zıt iki kavramdır. Durmadan akmaları için onlara geniş nehir yatakları oluşturmak zorundayız. Çok iyi bilmeliyiz ki durgunluk , beraberinde kokuşmayı ve tahribatı getirecektir. Onları hep doğru kanalize edip akar vaziyette tutmamız gerekecektir. Zira genç akacak yol bulacak… Nasıl ki otobanlarla demir hatlarla metro ve tramvaylarla yeni bir medeniyete yelken açıyor ve hayatı kolaylaştırıyorsak; Gelecek günlerimiz içinde gençlere, akacak en güvenli yolları vakit kaybetmeden inşa etmek zorundayız.. Aksi halde unutulmamalıdır ki ya duracaklar ve kokuşacaklar yada onlara tahsis edilemeyen ve onlara dar gelen yataklarına sığamayıp felaket olacaklar…Ama bütün ülkeyi aydınlatacak kadar enerjiyi de onlardan elde etmemiz bize bağlı.. Onlara güvenebilmeyi ve onları baskılamadan hor görmeden sevebilmeyi, her yanlışta onları okkalı nasihatlerle bunaltmadan diyaloga geçebilmeyi başarabilirsek; Gençler bizim kurduğumuz barajlarda bir araya gelip enerji olmak için akmaya, aydınlatmaya çoktan hazırlar. Ne kadar uzun olursa gençlerin kolları, o kadar rahat olacaktır memleketin bütün köşe bucakları… Sevgi ile….

    Abdulselam GÖZÜTOK
  • Cris Harmann'in bu incelemesi yeterli bir tarih kitabı incelemesi olmasa da, eleştirel bir görü sunması açısından değerli bir çalışmadır. Kaba taslak bir çerçeve oluşturur. Ikinci dünya savaşı ile ilgili olan kısımlar önemlidir. Fransız ve Soviet devrimlerine yaklaşımı da keza aynı önemdedir. Yalniz, eksikliklerin de olması tarihin 600-700 sayfalık bir ciltle sınırlı olmadığını bilip okumak daha sağlıklı sonuçlar verir. Burjuvazinin idealist ve metafiziksel tarih anlayışının karşısında marksist , halkların kendi tarihine yönelimi ve sınıf mücadelesi açısından yaklaşması, kitabı özgün kılan noktalardır.