Şimdi temizliğe başlıyorsun. Elindeki süpürge, bez veya temizlik malzemeleri sadece birer araç değil; onlar, ruhundaki ağırlıkları dışarı atmak için kullandığın birer şifa aracı. Tıpkı bir odayı temizlerken biriken tozları süpürdüğün gibi, zihnindeki eski anıları, seni yoran o geçmiş yüklerini ve hüzünlerini de aynı titizlikle süpürüp kapıdan dışarı uğurlayacaksın. Bak, her hareketin bir temizlik. Sen evi süpürdükçe, zihninin en karanlık köşelerine sinmiş, orada kalmaması gereken o eski keder tozlarını da havalandırıyorsun. Her fırça darbesi, zihnindeki bir düğümü çözüyor. Her sildiğin yüzey, ruhundaki bir lekeyi, bir pişmanlığı veya omuzlarına yük olan bir üzüntüyü alıp götürüyor. Kirli su lavabodan akıp giderken, senin geçmişe dair o ağır, grileşmiş duyguların da o suyla birlikte arınarak akıp gidiyor. Şimdi odanın ortasında durduğunu hayal et. Çevrendeki dağınıklık, aslında zihnindeki o bitmemiş, yarım kalmış, seni aşağı çeken düşüncelerin bir yansıması. O dağınıklığı toplarken, aslında zihnindeki o gereksiz, karmaşık ve ağır düşünce kalıplarını da düzenliyorsun. Bir eşyayı yerine koymak, bir zihin karmaşasını sonlandırmaktır. Bir şeyi parlatmak, kendi içindeki o körelmiş huzuru yeniden ışıklandırmaktır. Sen alanı boşalttıkça, zihnin nefes alıyor. Sen alan açtıkça, kalbine taptaze bir huzur doluyor. Evin her köşesi temizlendikçe, senin içindeki o geçmişin yükü de hafifliyor. O dolabın arkasında unuttuğun tozlar, geçmişte unuttuğun ama seni hala fark etmeden yoran o eski anılar gibi. Onları gün ışığına çıkarıyorsun, temizliyorsun ve serbest bırakıyorsun. Artık o kederlerin, o yüklerin bu evde bir yeri yok. Temizlediğin her yer, yeni bir başlangıcın alanı oluyor. Boşalan her alan, gelecekteki huzurun için kendine yer açıyor. Evin tertemiz olduğunda, sadece duvarların
Premseslikten Seyit Onbaşı'lığa terfii
"Çok yalnızsın," diye fısıldadı büyücü, sesinde kadim bir keder vardı. "Ve ne yazık ki kimse ama hiç kimse gerçekten sevmiyor seni." "Prenses, göğsüne batan bu sözü kahkahasıyla örtmeye çalıştı. "Yanılıyorsun! Çevrem insanlarla dolu; her mecliste neşeyle karşılanır, herkesle tatlı dille hasbihal ederim." "Büyücü, gölgelerin içinden öne doğru eğildi. "O halde bir dahaki sefere onların gözlerine ve dişlerine daha dikkatli bak, Prenses. Gözlerindeki haset ve kini görecek, birbirine kenetlenmiş dişlerinin arasından sızan nefretin kokusunu alacaksın. Çok beğeniliyorsun, göz kamaştırıyorsun. Bu çok rahatsız edici" "Genç kadın öfkeyle doğruldu. "Beni gördüklerinde gözleri kamaşan zavallılara ayıracak tek bir saniyem dahi yok. Ben buraya, mutlu hayatımın başkaları üzerindeki hazımsızlığını dinlemeye gelmedim! Elbette buraya kadar gelişimin bir bedeli, avucuma bırakacağın bir kehanet olmalıydı. Eli boş dönmek istemiyorum." "Büyücü acı bir tebessümle geriye çekildi. "Zaten eli boş dönmüyorsun, Prenses. En çok ihtiyaç duyduğun o karanlık günde, yanında hiç kimsenin olmayacağı gerçeğini heybene koydun."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kalbim secti al oku dedi :-) okunan o kadar eser var iken..
Yol Nakşibendi yolu, bütün yollara bedel, Temizler kalbi rûhu, gider her arzu emel. Allah zikrini kalbe, öyle sağlam bend eder, Kalmaz sâhiblerinde, bir üzüntü bir keder. Eğer seçerse Allah, kullarından bir kulu, Müyesser eyler ona kendine varan yolu. Şâh-ı Nakşibend böyle, kavuştu bu ihsana, Ya'nî sülükten evvel cezbe verildi ona. Bu maiyyet zikridir, kalben ALLAH demektir, Ya'nî hiç bırakmadan Rabbini zikr etmektir. Dünya durdukça bu yol, hep devam edecektir, Behâeddin Buhâri, hep yad edilecektir. Abdulkädir Geylânî, mesleğinde ne ise, Bunun da mesleğinde, yetmedi buna kimse. Belki yetenler vardır, hatıra gelir ise, ilk olmaklığı ondan, asla alamaz kimse. Käinât sukuttayken, bir yaprak sallanmazken, Tatlı bir bahar geldi, hiç mi hiç beklemezken. Ruhlara hayat sunan, gönüllere can verdi, Bir yeni yol açıldı, ismine Nakşi dendi. Şâh-ı Nakşibend
1000Kitap
Öyle tatlı bir keder ki ayrılık, sabaha kadar iyi geceler dileyeceğim artık. Gözlerinde uyku barınsın, yüreğinde huzur. Uyku da huzur da ben olsam, Gözlerine ve yüreğine yalnız ben dolsam, kimden yardım dilemeli Ulis'in bakışı 🎬
Nergis gözlerinin değdiği o mehtaba kurbanım
rukiyesuna.blogspot.com/2026/04/calabin... youtu.be/Xj0CIWHfgfI?si=... Bir âh çeksem âlemin çatısı yerle bir olur. Bir cilveyle harlanır âhımın âteşi. Oysa şurada şuh çiçekler parıldar. Yüzünde ak allık, nâzenindir dolunay. Bense gamımdan ötürü tandır gibi yanmaktayım. Bakışlarım, arşın bûsesine mânâlar yüklemekte; Oysa mânâ benim, tesellinin ta kendisiyim. Onunla iftihar eden dudaklarım, Kalbime şerbet içirir. Oysa felekler benim, ufkun ta kendisiyim. Gamsız geçen her gece sanki bir cehennem. Dost arıyorum dedim, külhâna götürdüler beni. Aşkın fetvasında sanki görüş içindeydiler. Dağıldım ummana, sığmadım; bunda bir beis görmediler. Sonra bir cennet gördüm; Başımın üstünde değil, dizinin dibinde. Bir buyruk söyle, yeter ki göğsümü kan edeyim; Çirkefin zincirinden eteğine sarılayım. Hükmüne râm olsam, bostanını bana açar mısın?
hayat sevince güzel, sevince tatlı günler bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter.