"Bazen rüyamda insanları çift görüyorum. İkiz gibi... Aynı kişiden iki tane."
"Geçenlerde,babamla sen bizim evin önünde ölümüne kavga ediyordunuz. Ben sizi ayıramıyordum. Çaresizlikten balkona çıkıp kendimi aşağı atmayı düşündüm. Ama içeri döndüğümde bir de ne göreyim... Sen ve babam salonda oturmuş, gayet sakin, tatlı tatlı sohbet ediyordunuz. Camdan tekrar aşağı baktım hâlâ kavga ediyordunuz. Aynı anda hem aşağıda kavga ediyor hem yanımda oturup konuşuyordunuz. İkinizden de ikişer tane vardı."
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, biriyle gönlünün yükünü paylaşıp nefeslenmek istiyor. Uzaktan verilen bir selam, tatlı bir tebessüm, içli bir bakış, sarılış; nice sızıyı dindirir, nice yaraları sarar. Hoş bir sohbet, insanın içindeki sayfaları çevirir. Sayfalara yeni cümleler ekletir..
Hani şu günümüz gençliğinin dilinden düşürmediği trendler, sosyal medya çılgınlığı, sürekli parlatılan o popüler kültür var ya...
Yazar tüm bunları öyle tatlı sert bir eleştiri süzgecinden geçirmiş ki, okurken kendini ister istemez derin bir sorgulamanın içinde buluyorsun. İşin güzel tarafı, kitap sadece gençlere hitap etmiyor; biz yetişkinlerin de üzerine uzun uzun kafa yorması gereken çok derin meselelere parmak basıyor. Günlük hayatta görüp geçtiğimiz sıradan olayların arkasındaki gerçekleri, bambaşka bir pencereden önümüze seriyor.
İçinde yok yok diyebilirim! Mesela:
Asıl benzersiz markanın insanın kendi kişiliği olduğu,
Özgüven eksikliği yüzünden körelip giden yetenekler,
Akran zorbalığıyla baş etmenin gerçekçi yolları,
"Acaba bazı kitaplar travma yaratır mı?" endişesi,
Sosyal medya bağımlılığının hayatımızı neye çevirdiği,
Öğretmen-öğrenci ilişkileri ve tabii ki artık hayatımızın tam merkezinde olan yapay zekâ...
Yazar, gençlerin tüm bu ortak dertlerini, o kendine has, insanı gülümseten mizahi üslubundan ödün vermeden masaya yatırıyor. Ama bunu yaparken asla insanı yormuyor; aksine, kitabı kapatıp birileriyle saatlerce sohbet etme isteği uyandırıyor içimizde.
Not: Bugün sınıfta "Evcil Taş" bölümünü sınıfta okudum. Okuduklarım öğrencilerime o kadar aşina geldi ki özellikle şu soruyu sordular: Yazar bu kitabı ne zaman yazmış?
Herkese merhaba
Bugün size, son sayfayı kapattıktan sonra bile günlerce zihnimde tatlı bir tortu bırakan, beni adeta büyüleyen muazzam bir keşifle geldim: “DİPTE”.
@muratuyurkulak bizleri çok başka, çok sahici bir yolculuğa çıkarıyor. Süslü püslü, yapay hayatları bir kenara bırakıp; hayatın tam içinden gelen, yorulmuş ama bir o kadar da dirençli insanların dünyasına ışık tutuyor. Bir masanın etrafında toplanan yazarlar, yapımcılar ve sinemacılarla oturup sohbet ediyor gibi hissettiğimiz bu romanda, arka plandaki o dönem ruhunu ve insan kalbinin derinliklerini o kadar güzel keşfediyoruz ki... Çekmeye çalıştıkları film, aslında her birinin hayatı güzelleştirme çabasına dönüşüyor.
Yazarın kalemine kelimenin tam anlamıyla bayıldım! Acıyı, hüznü hiç gözümüze sokmadan, öyle zarif ve naif bir şekilde kalbimize dokunduruyor ki... Karakterlerin her biri o kadar bizden, o kadar içten ki onları birer roman kahramanı değil, sanki en yakın dostlarımız gibi benimsiyoruz. Üstelik o yoğun atmosferin arasına öyle tatlı, ince bir kara mizah serpiştirilmiş ki! Tam duygulanıp derin bir nefes aldığınız anda gelen bir diyalog, yüzünüzde sıcacık, buruk ama çok tatlı bir tebessüm bırakıyor
“Dipte”, aslında hepimizin, kaybolan umutları yeniden arayışımızın ve insanca var olma çabamızın çok güçlü, çok sarsıcı bir aynası. Eğer karakterlerin ruhuna dokunan, derinliği olan ve kalemi ışıl ışıl parlayan romanları seviyorsanız, bu kitaba mutlaka ama mutlaka şans vermelisiniz. Çünkü bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın ruhuna çok güzel bir iz bırakır… Bu kitap da benim için tam olarak öyle oldu.