Sesin en tatlı sesi, sessizliktir. Sessizlik, ruhun şarkısıdır. Ruhunuzun ses­sizliğine değil, dünyanın gürültüsüne inanırsanız, kaybe­dersiniz.
Darısı başıma
Kendimi ilk kez gerçek bir sohbetin içinde hissettim.
Sayfa 235·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kırmızı 1 İNSAN ÇOCUKKEN bir büyük saadet ülkesinde yaşıyor, sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. Çocuklukla yaşlılık arasındaki dönem araf misali; kitabesi ağır mesailerle, küçük hesaplarla, kesif mutsuzluklarla yazılan bir mezartaşının gölgesinde azap gibi boktan hayatlar. Yetişkinler zombilere benziyor… Fakat yaşlanınca adeta ikinci kez doğuyor insan, diriliyor, ahirete birkaç adım kalmışken tekrar yaşamaya başlıyor. Yaşlıların yetişkinliğin arafını unutmasına bunaklık diyorlar, çok yanlış, onlar unuttukça hatırlıyor. Yaşlılar, en huysuzları, en nemrutları bile, çok matrak, hazin ve dürüst oluyor… Benim bir Hamza dedem vardı, daha doğrusu annemin dedesi. Küçük bir çocuktum onu tanıdığımda. Aileler arasında nikah töreni sırasında vuku bulan bir kavgadan dolayı anne tarafıyla görüşüp tanışmak nasip olmamıştı. Küslük bitip aileler kalabalık bir yemek eşliğinde barıştığında beş yaşında falandım. Beni onun karşısına dikip, "Bak bu büyük deden, Hamza, öp elini," demişlerdi. Elinin üzerindeki kahverengi lekeleri, dudağımı zımpara gibi acıtan kuru, çatlak derisini dün gibi hatırlarım. Bir de dedenin "büyüğünün" ne manaya geldiğini merak ettiğimi. Ama en net hatırladığım şey, Hamza'nın yüzünün neredeyse yarısını kaplayan kocaman, kapkara güneş gözlüğüydü… Ben elini öperken babama doğru kafasını kaldırıp, "Nedir bunun ismi?" diye sormuştu. "Murat" cevabını verdiklerinde öfkelenip elini hışımla çekmiş ve bağırmıştı: "Ermeni ismi mi koydunuz çocuğa? Mehmet'in, Ahmet'in suyu mu çıktı? Allahsız kitapsızlar, sizin hiçbir işiniz rast gitmez, benden söylemesi…" Yaşlanmak Hamza'nın gövdesinde küçülmeden ziyade büyüme tesiri yapmıştı sanki, çok iri bir adamdı. Her daim
Sayfa 16·Kitabı okuyor
- Bir masa başında, şarap kadehlerimizi tokuşturarak sohbet etsek nasıl olur? İnsan, yüreğini açıp tatlı tatlı konuşma fırsatını o kadar seyrek buluyor ki... + Evet Tıpkı nadir görülen güzel bir rüya gibi!
Sayfa 74 - Dedalus Kitap·Kitabı okudu
Bir yaz akşamı, hafif esiyor…
"Bir masa başında, şarap kadehlerimizi tokuşturarak sohbet etsek nasıl olur? İnsan, yüreğini açıp tatlı tatlı konuşma fırsatını o kadar seyrek buluyor ki..."
Sayfa 75 - Dedalus Kitap
Biz açık büfe kahvaltılar ve yemekler eşliğinde tatlı tatlı sohbet ederken, yine aynı Saydnâyada Esed rejiminin en korkunç hapishanelerinden birinin var olduğunu, yıllar boyunca binlerce kişinin burada insanlık dışı işkencelerden geçirilerek feci biçimde öldürüldüğünü çok sonra öğrenecektim.
Sayfa 91·Kitabı okudu