Komünist yaşamın, marksist sistemin gerekliğini bir karakter üzerinden kahramansal bakış açısından hikayeler kurgusu ile anlatıldığı bir kitap.
Cinsel kimlik belirsizliği ve işsizlik sorunları da kitapta işlenen temel konulardan.
Yazarın dili çok hoşuma gitti. Ahmet Ümit tadı aldım biraz.
Özellikle ilk hikayede okuyucu ve yazara dair manifesto niteliğindeki söylemler çok hoşuma gitti. Hikayelerin hepsinde vurucu dikkat çeken cümleler var. Yazar politik duruşunu gene hikaye arasına yedirmeye çalışmış. Belki de bunu yapmaya çalışmasa hikayeleri daha iyi olacak. Sıkılmadan keyifle okuduğum bir kitap.
Yazarla tanışma kitabım olan Bazuka, 9 adet yayımlanmış öykülerin birleşmesinden oluşuyor.
Öykü pek tercih etmeyen biri olarak, ben BAYILDIM :)
Kalemi gerçekten çok hoşuma gitti, Aşk Yalnızlık ve Bazuka hikayesinde kahkahalar attım :))
Her hikayenin dokunduğu duygular farklı olsa da, elimden bırakamadım.. Normalde üst üste öykü okuyamam, araya farklı kitaplar alırım..
Yazarın Tol ve Har kitabını çok merak ediyorum, ilk fırsatta alıp okuyacağım..
Kitapların Metis baskısı, yeni çıktığı April yayınlarına göre daha güzel :)
Türk Edebiyatında böyle güzel kalemler keşfedebildiğim için çok mutluyum, öneren arkadaşıma teşekkürler ;)
Ben omrüm hayatım boyunca bu kadar açık, net, anlasılir ve akıci hic bir hikaye okumadim. Sanirim daha önce bir oturuşta pardon bir solukta kitap okumamiştım. Harikaydı Allahım. Harika.
"Bazuka" imgesi, kitaptaki öykülerin genel ruh halini (patlayıcı, yıkıcı ama bir o kadar da hantal) nasıl temsil ediyor?
Şiddetin estetik bir dille anlatılması, okurda bir bağışıklık mı yaratıyor yoksa sarsıcılığı mı artırıyor?
Öykülerdeki arıza tipli karakterlerin ortak noktası bir "öfke" mi yoksa derin bir "çaresizlik" mi?
Bu karakterler için gerçek bir "mutlu son" ihtimali var mı?
Aralara serpiştirilen mizah ve dostluk temaları bir "umut" ışığı mı yoksa sadece acıyı hafifletme çabası mı?
-Not: Yazarın kalemi beni yer yer gerçekten rahatsız etti. Belki de yazarın asıl muradı, okuru o alışık olduğu steril dünyadan çıkarıp bu tekinsiz ve öfkeli satırlarla sarsmaktı. Eğer amacı buysa, hedefine kesinlikle ulaştı diyebilirim.
#Bazuka #MuratUyurkulak #DüşündürenÖyküler #Edebiyat #OkumaHalleri
Uyurkulak, 3.kitabı Bazuka'da, Tol ve Har'dan sonra hikaye tarzını denemiş, tüm hikayelerini ise arkadaşlarıyla birlikte kafa patlatarak yazmış. Bu da tüm öykülere başka tatlar katmış. Genel olarak aşk, yalnızlık ve şiddet hikayeleri olarak tanımlanmış fakat bunların haricinde tek bir duygu gözüküyor hepsinde o da "boş vermişlik". Varoluşçu felsefenin içinde genelde yer alan yalnızlık duygusu da etkili olmuş hikayelerde. Özellikle, Kuş Yuvası ve Emrah Serbes için yazdığı Aşk, Yalnızlık ve Bazuka hikayelerini çok sevdim. Şarap hikayesi ise çok güzeldi. Fark ettiğim bir yan daha oldu. Sanırım Uyurkulak bu kitabı yazarken Merhume'nin de altyapısını hazırlıyordu, çok fazla benzerlikler var. Merhume'yi önceden okumuş olmak bu ayrıntıları görmeme sebep oldu, iyi de oldu.
Türk yazarlara karşı biraz buzlar erisin artık dedim ve bir arkadaşın tavsiyesi üzerine okudum.
Pişman oldum diyemem ama mükemmel keyif aldığımı da söyleyemem.
Kitabın yeraltı edebiyat kitabı olarak değerlendirilmesi Türk edebiyatında mümkün ama Norveç'in (neden Norveç ben de bilmiyorum, sanırım en çok oranın yeraltı edebiyatını okuduğum için) yeraltı edebiyat kitaplarıyla kıyaslarsak biraz sığ kalıyor.
İçeriğinde LGBT konulu bir hikayenin olması beni şaşırttı. Daha doğrusu güzel işlenmiş olması beni şaşırttı.
Son hikayeyi tasvip edemedim.
"Pembe" hikayesi beni ister istemez güldürdü.
Belki ileride başka bir kitabını okurum. Şimdilik bu kadar Uyurkulak yeterli.
Hızlı ve akıcı bir anlatımı var.
Şimdiden iyi okumalar.
Selamlar
Bazuka, içinde kısa kısa 9 öykü bulunduran bir kitap. Murat Uyurkulak ile de tanışma kitabım aynı zamanda. Kitaba bir ara başlayıp ikinci hikayeden sonra bırakmıştım. Çünkü ilk öykü hoşuma gitmiş ama ikincisi pek sarmamıştı. Sonra geçenlerde tekrar şans vereyim dedim ve iyi ki de öyle yapmışım. Severek okudum geri kalan öyküleri çünkü. Hikayeler genel olarak bizden yani toplumda kendimiz de rastlayabileceğimiz karakterlerden oluşuyor. Hepsi gerçek olabilir yani o derece doğal geldi bana. O yüzden bu samimiyetini çok sevdim. Öykülerin çok çok kısa olması da yormadan çok çabuk okumayı sağladı. Okuduğunuz herhangi bir kitabın yanında günde birer öykü okuyarak da bitirebilirsiniz. O şekilde bile çok çabuk bitiyor. Hikayelerin tek bir teması yok. Zaten kitabın kapağında da dediği gibi aşk, yalnızlık ve şiddete dair hikayeler.
Ayrıca yazarın romanları da var ve bir ara araştırıp onları da okumayı düşünüyorum. Genel olarak yormayacak, çabuk bitecek ve samimi öyküler arıyorsanız tam size göre bir kitap bu.
Yer yer Emrah Serbes, ki kendisi de oraya ithafta bulunmuş yazarın, yer yer Murat Uyurkulak tadı veren hikayeler içieren Murat Uyurkulak kitabı.
Kırmızı benim de en çok yazarı okuduğum hissi uyandıran öyküsü oldu. Romanları gibi değil, değil tabi ama öykü roman değildir ki zaten. Hepimiz her sabah aynı uyanmıyorsak, bu adam da uyanmamış ve yazmamşıtır, yüklenmemek lazım fazla. Yazık...
Murat Uyurkulak
Herkese merhaba!
Kitabın geneline bakınca ortak bir atmosfer bizi karşılıyor. Kitap akıcı bir dil ile yazılmış toplamda 9 öyküden oluşuyor.
Yazım dili olarak beğenmeme rağmen bu kitaptaki bazı öyküler ile de yıldızım, ne yazık ki Kilimanjaro'nun Karları'nda olduğu gibi, barışmadı. Belki şöyle söylemek daha doğru, bu öyküler beni şaşırtmadı veya sarsmadı. O nedenle de, ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaşadım diyebilirim (herhalde beklentim fazla yüksekti).
Yine de, yazım dili itibariyle, merak edenler tarafından alınıp okunabilir.
Kitaplarla kalın!
Uzun süre Radikal gazetesi dış haberler servisinde çalıştı. Milliyet Sanat, Gate, Radikal Kitap gibi dergilerde yazıları yayımlandı. Tol isimli romanı Mahir Günşiray'ın yönetmenliğiyle Tiyatro Oyunevi tarafından sahnelendi. Yine Tol romanı 2007'de Almanca'ya çevrildi.