Adı:
Tol
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423724
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınevi
Baskılar:
Tol
Tol
"Çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. Geçen sene aldığın o allahlık Kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."
(Arka Kapak)

Epeydir yazmayan ayyaş bir şairle hayattan çoktan vazgeçtiği halde son noktayı koyamayan genç bir musahhihe, Diyarbakır'a yaptıkları tren yolculuğunda eşlik ediyoruz bu romanda. İstasyonları birbiri ardında geçerken Türkiye'nin yakın siyasi tarihi de yavaş yavaş seriliyor gözlerimizin önüne, hem de sesi bize genellikle ulaşmayan aktörlerin ağzından. Murat Uyurkulak bu ilk romanında çok güç bir işi başarıyor: acıklı olduğu kadar komik, eleştirel olduğu kadar yandaş, hüzünlü olduğu kadar ümitli olmayı. 
(Tanıtım Bülteninden)
Tol, hayal, düş ve hayal kırıklıkları ile dolu bir kitap. Tolu anlatmaya kelimeler yetmeyecek ama anlatmalıyım çünkü sadece bir kitap değil bir devrin başlangıcı ve yitik bir aşkın gölgesidir benim için.. Okuyup hayal kurduğumuz, film çeksek acaba bu kısmı nasıl çekerdik dediğimiz fakat sonrasında hayalleri ile baş başa kaldığım ve kimseye hediye almadığım, almayacağım kitaptır.
* Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi diye başlar Murat Abi kitabına sonrasında devam eder aynı sarsıcı keskin dille. ilk başlarda biraz dağınık gelir kitap ama sonrasında hayat gibi birden toparlanır bir düzlüğe girer o zaman konuyu daha iyi kavrarsınız. İNTİKAM!.. Kitabın dili öyle etkileyici öyle büyüleyicidir ki ben ne okuyorum duygusu yaratır insanda. Korkarsınız, anlarsınız, Yusuf'la birlikte düşer kalkarsınız.. Kitabı okurken kafanızı kaldırıp dünyanın orta noktası tam da burası ama ben yalnızım ve orta noktada olduğumu ben hariç kimse bilmeyecek diyorsunuz.
*'Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan ayrıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.' okurken ama niçin kim üzdü bir adam böylesi bir kaleme nasıl sahip oldu diyebiliyorsunuz. Kim yoksunluklarını bu kadar iyi bilebilir ki, kim kendinin bu kadar farkında olabilir.
*Siyasi kavgaların sürüp gittiği, masum gençlerin daha mutlu gün göremeden gözlerini kapattığı bu dünya savaşlara dair en keskin cümle yine bu kitaptaydı. Neden? diye sorduruyordu niçin? ne gerek vardı siyasi haritalara sınırlar olmasaydı ve insanlar düşmanlık ile yok etmeseydi içindeki insani duyguları dedirtiyor.
* Ben şimdi nereye gideyim? Çık surlara dolaş dedi, ama dedim ben topalım. Olsun dedi, zaten surlar da yıkık. (bu cümleyi size bırakıyorum, herkes kendi topallığını ve nasıl gideceğini biliyordur diye..)
Yazarın okuduğum ilk kitabı, Hakan Gündayın bir söyleşisinde beğendiği Türk yazarlar arasında olduğunu belirttiğini hatırlıyorum. O günden beri bir kitabını okumayı istiyordum, sonunda bitti. Yer yer dilini ve anlatımını çok dağınık buldum, konu daldan dala , karakterden karaktere bağlantı kurulmadan atlanmış . Ama konu itibariyle geniş bir zaman dilimini kapsadığı için belki de olması gereken buydu kitabı yazarken.

Konu siyasi hayatın içinde aktif rol almış, devrim yapmak gibi kocaman ümitleri olan nice insanın darbeler sonucunda parçalanan, dağılan, lime lime edilen hayatlarını ve sadece aktif rol alanın değil o kişinin eklentisi olan her insanında dolaylı olarak bu parçalanmadan etkilendiğini konu alıyor.

Yer yer yapılan işkenceler, sorgu sırasında yaşananlar anlatılmış. Yol arkadaşlarının hepsi bir şekilde yolunu bulmuş , ama kendisi delirecek kadar dusunmekten , sorgulamaktan bitap düşmüş bir benlik.

Çok siyasete dokunmadan anlatılan siyasi dönemler kitabı, meraklılarına tavsiye ederim. Bol kitaplı günler dilerim, keyifli okumalar:))
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.020 Oy)17.390 beğeni39.248 okunma2.082 alıntı164.337 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.802 Oy)8.092 beğeni25.845 okunma615 alıntı125.883 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.487 Oy)5.767 beğeni15.128 okunma2.187 alıntı78.062 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.412 Oy)8.364 beğeni22.663 okunma1.419 alıntı104.823 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.780 Oy)7.312 beğeni20.431 okunma670 alıntı78.953 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.961 Oy)12.408 beğeni31.571 okunma2.743 alıntı131.795 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.941 Oy)3.464 beğeni11.617 okunma1.033 alıntı47.370 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.024 Oy)7.282 beğeni19.715 okunma3.110 alıntı115.721 gösterim
  • Aylak Adam
    8.3/10 (2.083 Oy)1.867 beğeni6.285 okunma1.262 alıntı28.914 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.185 Oy)8.097 beğeni23.823 okunma1.861 alıntı101.681 gösterim
Ciddi anlamda beyin yakıcı bir kitap. Yavaş yavaş okumama rağmen karakterler, zaman, mekan arasında kayboldum. Dili akıcı ve anlaşılır. Kurgu inanılmaz karışık. Hikaye çok farklı.Tekrardan okumak üzere rafa kaldırıp biraz akıcı bir kitap tercih edeceğim.
Sonrasında yine yazarin BAZUKA adlı romanını okumak istiyorum.
Yazarın canı yanmış, yazdıkça canının acısı geçer sanmış, yazdıkça daha da yanmış…

Yakınçağ Türkiye ve dünya tarihi kitaplarını gördüğünüzde, Japon turistler gibi şaşkın şaşkın bakmaya başlıyorsanız kitabı tam olarak özümsemeniz zor.

Birbirinden farklı olayları art arda sıralıyor derken bir süre sonra tek bir şeyi anlattığını fark ediyorsunuz. Kurgu takdire şayan…

Sözün özü, çook karamsar bir kitap. İnsanda ne parçalayacak edebiyat ne de söyleyecek söz bırakıyor. Ne yaparsak yapalım değiştiremeyeceğimiz DÜZEN i diyor.

O zaman ne yapıyoruz ????

Hunileri çıkarıyoruz, kim ne derse desin umut fakirin ekmeğidir deyip , bugün gülmeyebilirim ama benden alamayacağınız bir “yarın” var diyoruz.

Gelmeyeceğini adımız gibi bilsek de “o gemi bir gün gelecek İsmail Abi” demeye devam ediyoruz…

Yani şarkı söylüyoruz hemi de avaz avaz…

https://www.youtube.com/watch?v=o28aI34_pms
Sevgili İrfan Karakoç farkı ile okuduğum kafamı allak pullak eden fakat içimde tuhaf duygular uyandıran roman. Çok sevdiğim bir arkadaşım hediye etmişti ama başta sarmadı okuması sıkıldım. Daha sonra tekrar okumaya başladım ve ilerlettim. Modern dönem diliyle yazılmış kurgu bakımından garip bir roman. Yine ezilmişlerin ve ötekileştirilmişlarin romanı. İçimden hep şöyle bir başlık geçiyor “TOL bir intikam romanıııı” bunu tekrarlayıp duruyorum belki de şairin ve Ahmet’in başından geçenlerin bir intikam örgüsü içinde geçmesindendir. Kitaba çok önyargılı başlamıştım ama sonunda değdi. Günümüz romancılarından okunabilecek nadir romanlardandır..
Kitabı okurken hissettiklerimi söylemek istiyorum. Okuduğum her cümlede sanki bir rüya ve kabus karmaşasındaydım. Yazarın her cümlesi sanki içinden öylece kopmuş ağza geldiği gibi yazıya dökülmüş. Ve bu esnada ben dökülenleri toplarken kafam karışmış, nerde olduğumu bile unutmuşum.
Kitabı bilen insanların söyledikleri kitabı hem ilginç, hem ürkütücü kılıyor;" Yarım bıraktım veya sonunu getiremedim."...
Sonuna kadar dayanıp kitabı bitirdiğinizdeyse, "Daha fazla istiyorum..."
TOL
Türk yeraltı edebiyatının en iyi örneklerinden biri bu kitap.Gençliklerinde devrim hayali kuran ve 12 Eylül darbesiyle farklı yerlere savrulmuş bir grup arkadaşın hikayesini anlatıyor.Bu hikayeyi anlatırken de son yılların popüler üslubu flashbeck'lere başvurarak bir bölüm günümüzü bir bölüm geçmişi anlatıyor.Kitabın ilk cümlesi kitabın özeti aslında;
"Devtim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi"
Kitabın ilk cümlesi "Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." kitabı özetliyor zaten.Kimi zaman sıkıcı kimi zaman akıcı bir kitap. Fazlaca karakter oluşu sürekli önceki sayfalara dönmeme sebep oldu. Vakti çokça olanlara önerebilirim ancak. Meraklısı için Tol un kelime anlamının da kürtçe de intikam olduğunu an itibari ile öğrenmiş bulunmaktayım :)
Devrim yapma hayaliyle mücadele veren bir arkadaş grubunun, darbe sonrası hayatlarının parça parça olmasını konu alan Tol, hem 1980 Türkiye'sine sizi götürüyor. Hem o dönem ki insanların ruh hallerini daha iyi anlamanıza olanak veriyor. Tol ben de çok özel anlamı olan bir kitap. Murat Uyurkulak ise fikirlerine her daim değer verdiğim, çok kıymetli bir yazar.
Beni sarmadı.
Kitabın sadece son bölümünde kitabı bırakmak istemedim.
Tren yolcuğu ile başlayan eski not defterleri, kayıp devrimin sonda kalan alkolik yoldaşımızın anıları ile başbaşa kalın...
hayatımda gördüğüm en korkunç kapağa sahip murat uyurkulak romanı. zaten ben küçükken, palyaçolardan da hep korkmuşumdur. sadede gelelim, devrimci olmayı sadece sol ile özdeşleştiren bir insan olmadığım için bu kitap biraz bana açısal anlamda uzak kaldı. kendimi, hipotenüs denince hipopotamı hipotalamus sanan ortaokul çocuğu gibi hissettim ve yine kendimi, kitabı okurken hayalden hayale dalarken yakaladım. benim için okuyup anlamlandırması güç bir kitaptı. karakter hafızam oldukça iyi olmasına rağmen -a.christie sayesinde olsa gerek- kitaptaki hikaye içi karakterler bir oraya bir buraya savruldu. bende sıkıntı vardır diye diye, başa ala ala okudum. kara deliğin olay ufkundan geçer gibi hissettim, okudum, oturttum, kavradım fakat bunların mücadelesini verirken hissetmeyi kaçırdım. devrim belki de böyle bir şeydi. bir yerler aydınlansın diye sanki, kendini yakmaktı.
Dikkat spoiler içerir.
Yusuf adında kitap düzeltmeleri yapan bir adam işinden terörist olduğu iddiasıyla kovulur ve kendini içkiye verir. Bir gün gözünü açtığında kendisini bir trende ve meyhanede Şair adını verdiği bir adamın karşısında bulur. Şair, Yusuf'un hiç görmediği babasıyla 70'li yıllarda devrimcilik yapmıştır. Babası hala yaşamaktadır ve o ekibin yazdığı hikayeleri okumasını ister Yusuf'tan. Yusuf hikayeleri okudukça İmam Hüseyin, Vedat, Ada, Esmer, Yüksel ve topal babasının hikayesini daha derin bir şekilde öğrenir. 1980 darbesinden sonra kafayı yiyen babası en sonunda Diyarbakır'a kaçmıştır. Yolda pek çok yerin bombalandığını öğrenen Şair ve Yusuf babasının bu işin içinde olup olmadığını merak etmektedir. Acaba babası hakikaten kafasındaki devrimi hayata geçirebilmiş midir? Bundan sonra neler olacaktır? Keyifle okunan bir roman.
“Hep yarım kaldım, hiç tam doymadım, tam bağırmadım, tam dokunmadım. Bıçak ruhumda dehşet bir fısıltı gibi ilerledi ve ben tam ortamdan yarıldım. Ruhuma bir hayat yakıştıramadım.”
Fiziki haritayı daha çok severdim, dünya bir bütün olurdu çünkü o zaman, sınırlar kaybolurdu ve benim için bütün o kesik çizgilerle birbirinden ayrılmış ülkeler varılabilir, görülebilir birer coğrafya haline gelirdi...
Her yaşın kendine göre bir güzelliği yoktu. Emin olduğun, farkında olduğun hiçbir yaşın güzelliği yoktu. Yaş öyle bir şey olacaktı ki sen bilmeyecektin. Sana yaşını sorduklarında şaşıracaktın, şöyle bir durup hesaplamak zorunda kalacaktın. Yaş günü hediyesi verenlere ajan provokatör gözüyle bakacaktın. "Benim yıllarımı paketlemiyin ulaan, bırakın dağınık kalsın!" diye bağıracaktın.
"Ne ilgisi var?" diye sordum, cevap beklemeden. "Çok ilgisi var," diye cevapladı bekletmeden.
Ben şimdi nereye gideyim? Surlara çık dolaş dedi. Ama dedim, ben topalım. Olsun dedi, zaten surlar da yıkık.
Avazım çıktığı kadar bağırdım:
"Dünyanın bütün aşıkları birleşin ulaan!"
Murat Uyurkulak
Sayfa 73 - Metis Yayınları
"Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmezdim. Yirmi yaşında kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne bir kalıbım, ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim. Ağzımı araladığımda dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak, koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın? Bu sefilliğimin nedenleri üzerine uzun uzun düşünecek vaktim de yoktu. Otuzlu yaşlarında insanın en az sahip olduğu, sahip olduğu yıllara karalar bağladığı şeydi vakit…. Bazıları için vaktin kendine uygun işlerle buluşup, tek bir hücreye sığışıp, bir hale yola koyulduğu oluyordu elbet. Ama benim gibiler için, kendine göre yatak bulamamış, bulacağa da benzemeyen bir hayatın bütün ferahlıkları es geçerek azalttığı bir vakitle, ancak azap verici bir karşılaşma söz konusuydu."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tol
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423724
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınevi
Baskılar:
Tol
Tol
"Çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın, ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşunu sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok. Geçen sene aldığın o allahlık Kırıkkale tutukluk yapmazsa tabii."
(Arka Kapak)

Epeydir yazmayan ayyaş bir şairle hayattan çoktan vazgeçtiği halde son noktayı koyamayan genç bir musahhihe, Diyarbakır'a yaptıkları tren yolculuğunda eşlik ediyoruz bu romanda. İstasyonları birbiri ardında geçerken Türkiye'nin yakın siyasi tarihi de yavaş yavaş seriliyor gözlerimizin önüne, hem de sesi bize genellikle ulaşmayan aktörlerin ağzından. Murat Uyurkulak bu ilk romanında çok güç bir işi başarıyor: acıklı olduğu kadar komik, eleştirel olduğu kadar yandaş, hüzünlü olduğu kadar ümitli olmayı. 
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 397 okur

  • Seyhbani
  • HvvMhc
  • Ayşegül Gül
  • Pelin
  • Ezman Başıdik
  • Demet Eraslan
  • Burcu K.
  • derda öncel
  • Elif Aydogdu
  • Ferdi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.1
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%21.8
25-34 Yaş
%40.9
35-44 Yaş
%29.5
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%0.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.1
Erkek
%45.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.7 (21)
9
%17.2 (23)
8
%20.1 (27)
7
%24.6 (33)
6
%11.9 (16)
5
%3.7 (5)
4
%0.7 (1)
3
%1.5 (2)
2
%2.2 (3)
1
%0.7 (1)

Kitabın sıralamaları