Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin "içinde olmaktır", bir şeye "kapılmak" değil. En genel biçimiyle sevmenin etken yapısı, sevmenin almak değil öncelikle vermek olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Artık sesini duymayacağım. Olduğum kadını, bir zamanlar olduğum çocukla bir araya getiren onun sesi, sözleri, elleri, tavırları gülüşü ve yürüyüşüydü. Geldiğim dünyayla aramdaki son bağ da koptu.
Onun babamdan üstün olduğuna inanıyordum, çünkü erkek ve kadın öğretmenlere babamdan daha yakın görünüyordu. Ondaki her şey, otoritesi, istekleri ve hırsı okula uygundu. Kitaplar, kendisine okuduğum şiirler, Rouen’daki çay salonunun pastaları konusunda aramızda bir birlik vardı. Babam bunların dışındaydı; o beni panayıra, sirke, Fernandel’in filmlerine götürür, bana bisiklete binmeyi, bahçedeki sebzeleri tanımayı öğretirdi; onunlayken eğlenirdim, annemleyken de “sohbet” ederdim. İkisi arasında baskın figür annemdi, otoriteyi temsil ederdi.