Yarı uyur bir halde, ağrısı olan bir insan gibi ağrıyan yeri koparıp atmak istiyor ve uyandıktan sonra ağrıyan yerin bizzat kendisi olduğunu hissediyordu.
Kiti’nin ona sadece yakın olmadığını, aynı zamanda Kiti’nin nerede, kendisinin nerede başladığını artık bilmediğini anlamıştı. Bunu, o anda hissettiği acı veren ikiye bölünme duygusundan anlamıştı. İlk anda gücenmişti, ama hemen o saniyede Kiti tarafından incitilemeyeceğini, Kiti’nin onun ta kendisi olduğunu hissetmişti. İlk anda birdenbire sırtına güçlü bir yumruk yiyip, suçluyu bulmak için öfkeyle ve öç alma isteğiyle başını arkaya çeviren ve kazara kendi kendisine vurduğuna, ortada kızacak kimse olmadığına, buna katlanmak ve acısını azaltmak gerektiğine inanan bir adamın hissettiğine benzer bir duyguya kapılmıştı.
Her adımda gölde bir sandalın süzüle süzüle, mutlu bir şekilde gidişine hayran olan bir adamın bu sandala bindikten sonra hissedebileceği şeyi hissediyordu. Sallanmadan düzgün bir şekilde oturmanın yetmediği, nereye doğru gittiğini bir an bile aklından çıkartmadan ayaklarının altında su olduğunu düşünmek ve kürek çekmek gerektiğini, alışkın olmayan ellerinin kürek çekerken acıdığını, bu işin sadece dışardan bakınca kolay olduğunu, yapmaya gelince, çok mutlu edici olsa bile aynı zamanda çok da zor olduğunu görüyordu.
“Özgürlük mü? Ne için özgürlük? Mutluluk yalnızca sevmek, onun istediklerini istemek, onun düşündüklerini düşünmektir, yani hiçbir şekilde özgür olmamaktır. İşte mutluluk da budur!” “Peki onun düşüncelerini, isteklerini, duygularını biliyor muyum ben?”
İnancı olmayan, bununla birlikte başkalarının inancına saygı gösteren her insan gibi Levin için de her türlü kilise ayininde bulunmak ve bunlara katılmak çok zor bir şeydi.