“Bizi geri gönderirseniz,” dedi onun yerine, yavaşça, “bize ne yapacağını söylememe gerek yok.” Adamın gözlerini kaçırmamak için harcadığı çabayı görebiliyordu.
“Bir erkeğin evinde ne yapıp yapmadığı bir tek kendisini ilgilendirir.”
“Peki, o zaman kanun ne olacak, Memur Rahman?” Öfke yaşları gözlerini yakıyordu. “Düzeni sağlamak için orada olacak mısın?”
“Prensip olarak, özel aile meselelerine karışmıyoruz, hemşire.”
“Karışmazsınız tabii. Erkeğin çıkarı söz konusuysa, karışmazsınız. Bu da, dediğiniz gibi ‘özel aile meselesi’ değil mi? Öyle değil mi?”
“Bundan hoşlanmayacağını biliyordum. Seni suçlamıyorum, gerçekten. Ama en iyi çözüm, bu. Göreceksin. Şöyle düşün, Meryem: sana ev işlerinde bir yardımcı veriyorum, ona da bir barınak. Bir yuva ve bir koca. Bugünlerde, şu ortamda, her kadının bir kocaya ihtiyacı var. Sokaklarda dövünüp duran onca dulu fark etmedin mi? Böyle bir fırsat için birbirlerini öldürürlerdi. İşin aslı, bu... Her neyse, büyük bir iyilik yaptığımı söyleyebilirim; gerçek bir hayırseverlik.” Gülümsedi. “Benim bakış açımdan, bir madalyayı bile hak ediyorum.”
Bu kadar dramatikleştirme. Gayet yaygın bir şey, sen de biliyorsun. Üç dört karılı arkadaşlarım var. Senin baban da üç karılıydı. Ayrıca, benim şu anda yaptığım şeyi, pek çok erkek yıllar önce yapardı. Doğru söylediğimi sen de biliyorsun.