Başlangıçta tamamen Almanya'dan yana olan slovakya'da da bir süredir partizanlar eylemlerde bulunmaktaydılar. Demiryoluyla yolculuk bu nedenle giderek daha tehlikeli bir hal almıştı. Bölgeden transit geçen katarlar zorla durduruluyor, yolcular aranıyor ve Alman askerleri ve özellikle Alman subayları öldürülüyordu. Bu hal şiddetli karşı tedbirlerin alınmasına yol açtı. Kin, nefret ve cinayet dalgası ülkeyi sardı. Öteki memleketlerde de durum giderek aynı olacaktı. Büyük devletler bilerek partizanları iş başına çağırmış, onlardan Devletler hukuku kurallarına riayet etmeksizin mücadeleye girişmişlerdi. Bu da savunma mahiyetindeki tedbirlerin alınmasına yol açmıştı. Halbuki daha sonra nürnberg'de savcılar ve yargıcılar bu, savunma amaçlı karşı tedbirlerin devletler hukukuna aykırı ve suç olduklarını iddia ettikleri gibi; müttefikler Almanya'ya girdikleri zaman Almanların işgal altındaki ülkelerde uyguladıklarından çok daha şiddetli bir ceza kanunu uygulamışlardır.
...
Alman cephesi gerisinde şiddetli bir partiden savaşı sürdürülüyordu. İtalyan mezalimiyle başlayan bu eylemlere karşı, ordular grubunun İkmal işlemlerinin tamamen aksamaması için karşı tedbirler alınmak zorunda kalındı. Muzaffer ulusların askeri mahkemeleri, daha sonra bu olayları ele aldıkları zaman, maalesef tarafsız Adalet ilkesini benimsemeyerek hissi kararlara gitmek yolunu tuttular.
Gerek Hitler ve gerek askeri danışmanları için savunmaya devam etmek, kuşku götürmez bir zorunluluktu. İster topluca tüm düşmanlarımızla, ister tek olarak Batı ya da doğudaki düşmanımızla görüşmelere girme çabası, onların topluca kayıtsız şartsız teslim olmamızda ısrar etmekte devam etmeleri yüzünden herhangi bir sonuç veremeyecekti. Bununla beraber tamamen savunmaya geçersek uzun bir direnişte bulunabileceğimizi hesaba katabilirdik. Ama bu da, savaş ile ilgili çeviremezdi.
Her türlü fedakarlıkta bulunmaya hazır olan Volksstrum'un cesur üyeleri, daha önceleri tecrübe sahibi olmadıkları silahların kullanılmasında yetişecek yerde, Hitler selamı verme eğitimine tabi tutuluyordu.
Varşova ayaklanmasını bilen Rusların, Polonyalılara neden daha fazla yardım etmedikleri, bunun tamamen tersine, vistül nehri hattını karşı yapmakta oldukları genel taarruzu durdurmalarının nedenini çok kez sorulmuştur. Ayaklanan polonyalıların, Londra'da bulunan sürgündeki Polonya hükümetine karşı sadakat borçlu olduklarını varsaydıkları ve esasen oradan talimat aldıklarında kuşku yoktur. Onlar, batıya dönük olan tutucu unsurları temsil etmekteydiler. Sovyetler birliği'nin bu unsurların başarılı bir ayaklanma ile ve başkentlerinin ele geçirilmesi ile güçlenmelerini görmekte çıkar bulunmadığı varsayılabilir. Sovyetlerin bu tür eylemlerden kendilerine bağlı olan Lublin grubunun yararlanmasını istedikleri kuşkusuzdur.
Polonyalılar da ele geçirdikleri depolardan aldıkları Alman üniformalarını giydiklerinden Almanlar arasında güvensizlik duyguları artmış ve bu da daha büyük gaddarlık eğilimlerine yol açmıştı. Bu bakımdan, belirli zamanlarda Fegelein yada bizzat Himmler'den varşova'daki olaylar hakkında bilgi alan Hitler'in kendini kaybederek savaşın sürdürülmesi ve varşova'lılara yapılacak muamele hakkında sert Emirler vermesine hayret edilmemelidir.