Modern büyükşehirlerin asfalt caddelerinde Yahudiler, altından emperyalist bir kızıl diktatörlük inşa ediyorlar ve büyük destekçileri de basın, işçi hareketleri, parlamento ve burjuva partilerin korkaklıkları. Geçen her sefil gün kızılların kanla kaplı altınlara yürüyüşlerinde atılan bir adımı temsil ediyor aslında. Her şey öyle acımasızca ilerliyor ki insan; politika, ekonomi ve kültür alanındaki son Alman kalıntıları da ortadan kalkınca yolun sonuna geldiğimizi matematiksel bir kesinlikle görebiliyor.
Lider dediğiniz insan, öyle toplantı masalarında değil kalabalıkların arasında doğuyor; halkın içinden yetişen güçlü bir lider o halkı kolayca kendi yoluna çekebilir.
Eğer bir hareket, sahip olduğu Fikri bir dünya görüşüne dönüştürerek nihayetinde insanların, uğruna ölmeyi göze alacağı bir ilke yaratabiliyorsa, o hareket zafere ulaşmaya çok yaklaşmış demektir.
Eğer bir politik hareket, üyelerini devletin önemli makamlarına yerleştirebilecek kadar güçlenmiş ise, devlet organlarını şekillendirme hakkına da sahip demektir. Murat karşı çıkan herkes, aptal birer teori senden başka bir şey olamaz zira politikada ahlaki prensipler değil güç konuşur.
Adolf Hitler'de münih'teki mahkemede kendisine sorulan şu soruya aynı şekilde karşılık verdi:"böyle ufacık bir azınlıkla altmış milyon insan üzerinde bir diktatörlük kurulabileceğinizi nasıl düşündünüz?" Hitler'in yanıtı şöyleydi:"eğer koca bir ulus delicesine korkuyorsa ve korkaklardan geriye, harika bir şeyler yapmak ve devleti dönüştürecek güce sahip olmak isteyen sadece bin kişi kaldıysa, Ulus dediğiniz aslında o bin kişiden ibarettir."eğer diğerleri o azından devlete ele geçirmesine izin verirse, bizim bir diktatörlük kuracağımız gerçeğin de kabul etmek zorunda kalacaktır.