"Artık ne parlamentonun ne de partilerin attıkları palavralara ihtiyacımız kaldı. Mevcut yönetim sistemi; Alman halkının gücünü ve el emeğini hiç eden, büyükbaş ticaretinden bir farklı olmayan bir sistemden fazlası değil.
"Bir parlamenter, bu sistem içerisinde Almanların nasyonel bedeninde yaşamını sürdüren bir asalak sadece. Parlamento ise kaynayan bir arı kovanı gibi; tek bir fark var ki onlar bal yapmak yerine sadece gübre ve bolca lahana üretiyorlar. Üstelik verdikleri mahsul çiftçinin mahsullerinden çok daha kötü olduğu halde neredeyse çiftçiden bin kat daha fazla para kazanıyorlar.
Bizi diğer partilerden ayıran şey de tam olarak bu işte. Diğerleri sağda solda sunumlar yapıyor, konuşuyor, tartışıyor, oy veriyor ve paralarını alıyorlar. Biz ise eyleme geçiyoruz.
Sosyal sorunların temelinde tam olarak ne var? Üretimin her aşamasını elinde bulunduran kapitalizmin insafına kalmış durumda olan 7 milyon proleter söz konusu ve onlar da, yegane varlıklarını, yani emeklerini en az ücret verene satmaya mecbur bırakılıyorlar. Bu yüzden de haklı olarak, bu durumu sessizce görmezden gelen devlet, halk ve Ulus tarafından dışlandıkları hissine kapılıyorlar. Bu şartlar altında bir halkın ulusal birliğinin bozulması çok doğal. Halk bu koşullarda iki kısma bölünür; bu devleti korumaya çalışanlar ve bu devletin tam karşısında duranlar. Bu durumda da söz konusu halk, ezici bir güç olduğu halde tarih sahnesinden çekilmek zorunda kalır.
Halkları ve Devletleri yaratan şey savaşlardır; savaşmayanlarsa her şeylerini kaybetmeye mahkumdur.
"Bunun berbat bir görüş olduğunu da söyleyebilirsiniz. Öyledir de. Bunu kabul edip mücadeleye girişmek zorundayız. Tarih, kardeşlik üzerine atılan Marksist nutuklarla değil, ebedi ve ezeli doğa yasalarına uygun olarak şekilleniyor.
Çöküşün kıyısında duruyoruz ve geçmişte bize asla yardım etmemiş, gelecekte de muhtemelen bir yardımı dokunmayacak olan milletlerden bir şekilde medet ummak aslında vatana ihanet etmekten farksız olur